İSLAM VE YORUM VII II. CİLT Yayına Hazırlayan Prof. Dr. Mehmet KUBAT ENSAR NEŞRİYAT TİC. A.Ş. © Eserin her türlü basım hakkı anlaşmalı olarak Ensar Neşriyat’a aittir. ISBN: 978-625-6506-53-4 Sertifika No: 50201 Kitabın Adı İslam ve Yorum VII II. Cilt Yayına Hazırlayan Prof. Dr. Mehmet KUBAT Editörler Prof. Dr. Mehmet KUBAT Doç. Dr. Mustafa BOZKURT Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin POLAT Arş. Gör. Sümeyye BULUT İsteme Adresi İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 44280 Kampüs / MALATYA Telefon: (0422) 377 49 97 e-posta: ilahiyat@inonu.edu.tr Adres Merkez Kampüs, 44280 Battalgazi MALATYA 0422 377 32 24 e-posta: yayinevi@inonu.edu.tr Yayın Yönetmeni Hüseyin KADER Adem SAYDAN Kapak Halil YILMAZ İç Tasarım Ensar Grafik Bölümü Baskı- Cilt Erkam Yayın Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi İkitelli Osb Mah Atatürk Bulv. Haseyad 1.Ksm No: 60/3-C Başakşehir Sertifika No: 51796 1. Basım Aralık 2023 “Yazıların yasal sorumluluğu yazarlarına aittir.” İletişim Ensar Neşriyat Tic. A.Ş. Düğmeciler Mah. Karasüleyman Tekke Sokak No: 7 Eyüpsultan / İstanbul Tel: (0212) 491 19 03 - 04 Faks: (0212) 438 42 04 www.ensarnesriyat.com.tr siparis@ensarnesriyat.com.tr OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) Ümit ERKAN Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Dr. Öğr. Üyesi https://orcid.org/0000-0001-6583-0767 umit.erkan@erdogan.edu.tr Giriş İslam’ın başlangıcından bugüne kadar ortaya çıkmış itikadî ve siyasî mezhepler ile çağımızda etkili olan siyasî ve dinî akımların varlığının toplumsal yapı içerisindeki yeri tartışılan ana meseleler arasında yer almaktadır. Mezhepleri içinde doğdukları siyasî, ictimaî, dinî, tarihî ve kültürel sebeplerinden soyutlayarak anlamak zordur. Her mezhep veya dinî akım diğer toplumsal hareketler gibi insan topluluklarının yaşadık- ları bölgelerde ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda mezheplerin çevre-merkez ilişkilerinin ortaya konulmasına önem verilmelidir. Nitekim mezhepler kimi bölgelerde zayıf iken kimi bölgelerde güçlü olmuşlardır. Mezhep- lerin güçlü veya zayıf oluşu mezheplerin fizikî mekânla irtibatıyla ilgisi olduğu gibi o bölgede yaşayan insanların dinî ihtiyaçlarına cevap verip vermemesiyle de ilgilidir.1 Din ile mezhep arasındaki ilişki her zaman masum olmamakla bir- likte siyasî çevrelerde dinî ve siyasî menfaat temini için bazen bir araç olarak kullanılmıştır. Bunun sonucunda Müslümanlar arasında ayrılık ve kavgaların, taassubun, iktidar savaşlarının malzemesi olmuştur. Yeni yetişen kuşaklar kendi meselelerine çözüm üretmek yerine geçmişin problemleriyle uğraşır hale gelmiştir. Kuran’ın anlaşılması için araç olan mezhepler, kendi ilkelerinin anlaşılmasının aracına dönüşmüştür. Mez- heplerin görüşlerinin şaşmaz doğrular haline getirilmesi İslam’ın zengin fikir dünyasının kısırlaşmasına neden olmuştur.2 1 Sönmez Kutlu, Mezhepler Tarihine Giriş (İstanbul: Dem Yayınları, 2008), 23-28. 2 Kutlu, Mezhepler Tarihine Giriş, 39-41. İSLAM VE YORUM VII98 Osmanlı Devleti’ne baktığımızda kuruluşundan itibaren resmî dinî düşüncesini Sünnîlik üzerine inşa etmiştir. Bu dinî düşünce sistemi Matû- ridîlik ve Eş‘arilik şeklinde iki ana mezhep tarafından temsil edilmiştir. Osmanlı ilim hayatında Eş‘arîlik hâkim iken şerhler ve haşiyeler üzerinden Matûridîlik kendini göstermiştir. Osmanlı Devleti Hanefî-Maturidî kimliği- ne rağmen medreselerinde Eş‘arîler tarafından yazılan eserlere daha fazla ağırlık vermiştir. Ancak buradaki Eş‘arîlikten anlaşılan felsefî kelamdır. Maturidî kimliğin de zaman zaman öne çıkarıldığını belirtmek gerekir. 16. Yüzyılda II. Bayezid ile başlayıp Yavuz Sultan Selim ile devam eden Osmanlı-Safevî mücadelesi, Osmanlı’nın doğu ile irtibatını kopararak fel- sefî kelamın Sünnî coğrafyadaki etkisini azaltmıştır. Safevîlerin, Horasan coğrafyasına hâkim olmasıyla bölge Şiîlik üzerinden biçimlendirilmiştir. Bu durum Osmanlı’daki felsefi kelamın etkisinin azalmasına neden olduğu gibi Şiîlik karşıtı Sünnî bir söylemin ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır.3 16. Yüzyılda Osmanlı coğrafyasında yaşamış Osmanlı alimlerinin yapmış olduğu fırka tasniflerinin bu duruma etkisinin de olduğu söylenebilir. Nitekim Rafızilik ismiyle tasniflerde yer bulan Şiîlik ve kolları kurtuluşa eren fırka (fırka-i naciye) arasında yer almamakta, cehenneme gidecek 72 bidat fırka arasında zikredilmektedir.4 Osmanlı’nın Memlük Devletini ortadan kaldırarak Mısır ve Şam böl- gesine hâkim olması bölgedeki siyasî ve kültürel mirasın varisi konumuna yükselmesine sebep olmuştur. Bu durum Mısır ve Şam bölgesinde Fatımî karşıtlığıyla şekillenmiş Sünnî eksenli siyaset çabasının ve Şiîlik karşıt- lığının Osmanlı’ya taşınmasına yol açmıştır. Sünnî Osmanlı’nın düşünce üretme sistemi işlevini yitirmeye başlayarak Rafızîlik başlığı altında Şiîliğe ve tüm türevlerine karşı bir saldırı başlamıştır. Fatımîler üzerinden Şiîliğe yönelik oluşturulan Sünnîlik vurgusu gibi Safevî karşıtlığı üzerinden daha keskin bir Sünnîlik oluşturulmuştur.5 3 Mehmet Kalaycı, Tarihsel Süreçte Eşarilik Maturidilik İlişkisi (Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2013), 72-74, 86; Mehmet Kalaycı, “Osmanlı’da Eşarilik-Maturidilik İlişkisine Genel Bir Bakış”, İlahiyat Akademi Dergisi 5 (2017), 114-117. 4 Fırka tasnifleri için bk. Kadir Gömbeyaz, İslam Literatüründe İtikâdî Fırka Tasnifleri (Bursa: Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015); Furkan Ramazan Öğe, İmparatorluk Çağında Osmanlı Mezhepler Tarihi Yazıcılığı: 15-16. Yüzyıl (Sakarya: Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2022); Ümit Toru, Olgu İle Kurgu Arasında Eşʻarî Geleneğin Şiîlik Algısı (Ankara: Astana Yayınları, 2020). 5 Kalaycı, “Osmanlı’da Eşarilik-Maturidilik İlişkisine Genel Bir Bakış”, 117. OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 99 Nizâm-ı Âlem ve Din ü Devlet’in bekâsı ve İslam’ın muhafazası Ehl-i Sünnet mezhebi üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Fatih Sultan Mehmed’in Kanunnâmesi’ndeki kardeş katli meselesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Hangi şahıs veya mezhepten gelirse gelsin mer- kezi otoriteyi bozacak her türlü eğilim ve eylem şiddetle bastırılmıştır. Osmanlı padişahı devlet-din özdeşliğini temsil eden en yüksek makamdır. Bu bağlamda Osmanlı, halife-sultan unvanını kullanmış, İslam’ın ve mü- minlerin hamisi olarak kendisini görmüştür. Yavuz Sultan Selim’le birlikte Osmanlı padişahları kendilerini Hâdîmü’l-Harameyni’ş-Şerifeyn unvanıyla anmaya başlayarak Memlük Sultanlarının İslâm alemindeki saygınlık- larının ve sorumluluklarının varisi konumuna yükselmişlerdir. İslam’ın hâmisi konumuna yükselen Osmanlı Devleti’ne yönelik her türlü tehdit İslâm’a karşı yapılmış bir tehdit olarak görülmüştür. Özellikle Sünnîlik karşıtı mezheplerle mücadelede bu anlayışın hâkim olduğu görülmektedir. Özellikle Şiî Safevî Devleti İslam’dan sapmış bir devlet olarak görülerek Rafızî, mülhid, zındık gibi terimlerle nitelendirilmiştir.6 Bu çalışmada ele alınmak istenen husus Osmanlı Devleti’nin hâkim olduğu coğrafya üzerindeki Sünnîlik karşıtı mezheplerle olan ilişkisi- ne genel olarak ışık tutmaktır. Özellikle Osmanlı-Safevî mücadelesi ve Memlük Devleti’nin ortadan kaldırılması Osmanlı Devleti’ni başta Şiîler olmak üzere Nusayrîler, Dürzîler ve Yezîdîler ile karşı karşıya getirmiş- tir. Osmanlı’nın bahsi geçen mezheplere bakışını şekillendiren unsurları tespit edebilmek araştırmanın önemini ortaya koymaktadır. Alanla ilgili yazılmış klasik ve modern eserler yanında Osmanlı arşiv belgelerinden istifade edilmiştir. Belge tarama yöntemiyle elde edilen bulgular objetif ve betimleyici bir üslupla aktarılmış, çalışmanın sınırlarını aşar endişe- siyle değerlendirmeler yapmamaya gayret edilmiştir. Sünnî düşünceye sahip Osmanlı diğer mezheplerle ilişkilerinde zaman zaman mezhepsel aidiyetini kullanmış olsa da farklı siyasî tavırlar içerisine de girmiştir. Farklı mezhep mensupları bazen vergi vermeleri ve devlete itaat etmeleri koşuluyla rahatça hayat sürdürebilmiştir. Öyle ki ilgili kişilere bölge yö- neticilikleri gibi görevler bile verilmiştir. Bazen de herhangi bir dinî veya mezhebî itham kullanmadan onların asîliklerine, eşkıyalıklarına vurgu yapılarak onlarla mücadele edilmesi gerektiği söylenmiştir. Zaman içeri- 6 Ayrıntılı bilgi için bk. Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler 15-17. Yüzyıllar (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2013), 95-158. İSLAM VE YORUM VII100 sinde farklılaşan mezhepsel ilişkilerde siyasetin önemli bir etken olduğu görülmüştür. Bu bağlamda Sünnî Osmanlı Devleti’nin Şiîler, Nusayrîler, Dürzîler ve Yezîdiler ile olan ilişkilerine kısaca değinmek gerekir. 1. Osmanlı-Şiî İlişkileri Şeyh Safiyüddin İshâk’ın adına nispetle anılan Safevî tarikatının baş- langıçta dinî bir tarikat iken siyasî bir teşekkülle devletleşmesi ve Safevi Devleti’ne dönüşmesiyle Osmanlı Şiî ilişkileri farklı bir konuma yüksel- miştir. İki devlet arasındaki ilişkinin hem dinî hem de siyasî bir zeminde ilerlemesine sebep olmuştur. 1501-1524 yılları arasında Türkmen kabi- leleri bir araya getirerek Şah İsmail önderliğinde etkinliğini artıran Safevî Devleti, Şiîliği resmi mezhep ilan etmiştir. On iki imam adına hutbe oku- tulmuştur. Devletin dinî ve kültürel yapısı Şiîlik üzerinden tesis edilmeye çalışılmıştır. Şah İsmail Doğu Anadolu, İç Anadolu ve İran coğrafyasında Şiîliği yaymaya, kitlelere ulaştırmaya çabalamıştır.7 İslam dünyasının birçok yerinden şiî ulemaya mektuplar gönderilerek şiîliğin tesis edilmesi amaçlanmıştır. Özellikle bugünkü Lübnan’ın güneyi Cebel-i ‘Âmil bölgesinden birçok Şiî alim bu sürece katkı sağlamıştır.8 Başlangıçta sünnî/şafî bir tarikat olan Erdebil’deki Safevî Tekkesi yaklaşık 150 yıl bu konumunu korumuş Hoca Ali ve sonrasında Şeyh Cüneyd’in tekkeye postnişin olmasıyla Şiî temayüller de tarikata girmeye başlamış- tır. Tekkedeki bu değişim yalnız dinî açıdan değil aynı zamanda siyasî ve dünyevî beklentileri de etkilemiştir. Şeyhliğe şahlığı da ekleyerek siyasî faaliyetler içerisine giren Şeyh Cüneyd amcası Cafer ile aralarının açılma- sına sebep olmuştur. Erdebil’i terk etmek durumunda kalan Şeyh Cüneyd, Anadolu’ya gelerek burada siyasî hakimiyet kurma düşünceyle hareket etmiştir. Şeyh Cüneyd’in Anadolu’daki göçebeler ve köylüler arasında Şiî ve Şiîliğe temayüllü bir kitleyle karşılaşması fikirlerini yaymak için el ve- rişli bir zemin oluşturmuştur. Anadolu’daki bu kitlenin İmâmiyye Şia’sına mensup İlhanlı Hükümdarı Olcaytu’nun bir Moğol eyaleti durumunda olan Anadolu’daki etkisinden kaynaklandığı iddia edilmektedir. Nitekim bu dönemde Ebu Bekir, Ömer ve Osman isimlerinin anılması yasaklanmıştır.9 7 Safevi Devleti’nin teşekkül süreci için bk. Faruk Sümer, Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1999). 8 Adel Allouche, Osmanlı-Safevî İlişkileri Kökenleri ve Gelişimi, çev. Ahmet Emin Dağ (İstanbul: Anka Yayınları, 2001), 61. 9 Sümer, Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, 9-10. OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 101 Şeyh Cüneyd’in bu süreci etkin yönetememesi vefat etmesiyle sonuçlan- mıştır. Yerine geçen oğlu Şeyh Haydar ile şiîliğin tarikat üzerindeki daha artmıştır. Safevî müritleri başlarına Şia’daki on iki imamı temsil eden on iki dilimli tac-ı haydarî denilen Kızıl Tac takmaya başlamışlardır. Şeyh Haydar döneminde tarikatın Anadolu’daki mensupları ciddi oranda art- mıştır. Hatta Hz. Peygamber’in türbesini ziyarete giden sünnî komşularına “biz ölüye değil diriye gideriz” diyerek Erdebil’deki tekkeye bağlılıklarını ifade etmektedirler.10 Şeyh Haydar’ın ölüp Şah İsmail’in Tebriz’de şahlık tahtına oturmasıyla Safevî devleti resmen kurulmuş, şiîlik ise devletin resmi mezhebi olmuştur.11 Oniki İmam Şiîliği üzerine tesis edilen yapı bu amaçla yeni devlete yasal bir statü de kazandırmış olmaktadır.12 Safevî Devleti’nin şiîliği merkeze alan yapısı dönemin en güçlü sünnî iktidar- larından olan Osmanlı Devleti için ciddi bir sorun teşkil etmiştir. Safevî Devleti’nin şiî yayılmacılığı düzleminde Osmanlı topraklarına gönderdiği halifeleri ve onların propagandaları Osmanlı Devleti’ni ve onun tebası- nı hedef almıştır. Osmanlı ve Safevî Devleti arasında meydana gelen bu etkileşim sünnî Osmanlı’nın şiîliğe karşı duyduğu bir tepkisi olmakla birlikte Anadolu üzerinde yayılmacı bir politika izleyen Safevîlere karşı da bir duruş sergilemekteydi.13 Şiîliği yayılma siyasetinin bir aracı ola- rak kullanan Şah İsmail Güneydoğu Anadolu’yu ele geçirmiş Sünnî halka karşı çok ağır muamelelerde bulunmuştur. Irak-ı Arap bölgesine girerek İmam Musa Kâzım’ın kabrine kubbe yaptırmış, Ebu Hanife ve Abdulkadir Geylanî gibi birçok Sünnî alim ve şahsiyetin kabrini yakarak bölgedeki birçok alimi öldürtmüştür.14 Osmanlı arşivleri bu mücadelenin izlerini sürmemizde birçok veri sunmaktadır. Sünnîlik ve Şiîlik bağlamında iki devlet arasındaki ilk iliş- kilerin II. Bayezid’in aldığı birtakım tedbirlerle başladığı söylenebilir. II. Bayezid sınırdaki sancak beylerine gönderdiği bir hükümde Erdebil şeyhine giden veya oradan gelen sufî olarak isimlendirilen Safevî yan- 10 Sümer, Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, 12. 11 Sümer, Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, 15-22. 12 Allouche, Osmanlı-Safevî İlişkileri Kökenleri ve Gelişimi, 161. 13 Allouche, Osmanlı-Safevî İlişkileri Kökenleri ve Gelişimi, 160. 14 Tahsin Yazıcı, “Şah İsmail”, İslam Ansiklopedisi (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1979), 276; Ayrıca bk. Mustafa Ekinci, Anadolu Aleviliği’nin Tarihsel Arka Planı (İstanbul: Beyan Yayınları, 2010), 61-165; Mehmet Çelenk, 16-17. Yüzyıllarda İran’da Şiîliğin Seyri (Bursa: Emin Yayınları, 2016), 25-101; Doğan Kaplan, Safeviler ve Kızılbaşlık (Ankara: Gece Kitaplığı, 2014), 63-114. İSLAM VE YORUM VII102 lılarının yakalanıp öldürülmelerini talep etmiştir. Bu önlemler dışında sınır ötesinden gelecek her türlü bilgi akışı için Şehzâde Selim ve Sivas Sancakbeyine “…ol tarafun temam haberi ne ise bilüp hakikat-i hali ile yazup dergah-ı muallama ilam edesiniz…” şeklinde hüküm gönderilmiştir. Sürecin iyi yönetilememesi Safevî Devleti’nin kurulmasına mani olama- dığı gibi Anadolu’da Şahkulu, Nur Ali Halife, Bozoklu Şeyh Celâl, Süklün ve Baba Zünnun gibi birçok Kızılbaş ayaklanmasının çıkmasına da zemin hazırlamıştır.15 Ehl-i Bidat, Ehl-i rafz, Tayife-i rafıziyye gibi nitelemeler16 Osmanlı iktidarının ana mezhebi olan Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebine aykı- rı inanç ve hareketlerden sayılan şiî Safevîler için de kullanılmaktadır. 982/1574 tarihli bir belgede Rafızilik itikadî zemine çekilerek İslam Hu- kuku uygulamalarında rastlanılması güç bir olay yaşanmıştır. Koyun Baba olarak bilinen Bünyad adlı bir kişi öldükten sonra tekrar dirilmeyi (haşr u neşri) inkâr ettiği iddiasıyla rafızî ve mülhid olarak değerlendirilmiştir. Hoca mülazımlarından 4 kişinin şahitliğiyle At Meydanı adlı bir yerde recmedilmesi buyrulmuştur.17 Rum Beylerbeyi’ne gönderilen 983/1576 tarihli bir hükümde Şiî propagandası için kullanılan rafızîlikle ilgili 40 cilt kitabın Anadolu topraklarına nasıl sokulduğunun teftiş edilmesi, kitapları ellerinde bulunduranların kitaplarıyla birlikte Dergâh-ı Mualla’ya (Saraya) gönderilmesi istenmiştir.18 Yine bu konuya benzer 984/1576 tarihli bir belgede Ortapâre kazasında ikamet eden Veli Fakih adlı bir kişinin Safevî topraklarından gelirken yanında getirdiği 34 cilt Rafızîlikle ilgili kitabı Anadolu’da kimlere emaneten verdiğinin araştırılması istenmektedir.19 Safevî propagandalarının etkisi sonucu Şiîliği tercih edenlere yönelik ciddi takibat yapılmaktadır. 984/1576 tarihli bir belgede Hamza Halife adlı bir kişinin Sahabe’ye dil uzattığı iddiasıyla Rafızilik/Şiîlikle suçlan- dığı görülmektedir. Ancak yapılan teftiş sonucu Ömer ve Osman adında oğulları olan, beş vakit namaz kılan bir sünnî olduğu anlaşılmıştır. Ancak 15 Ayrıntılı bilgi için bk. Ümit Erkan, Osmanlı’da Kızılbaş Ayaklanmaları (16.Yüzyıl) (İstanbul: Okur Tarih Yayınları, 2020). 16 Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV-XVII Yüzyıllar) (Ankara, 1999), 119-126. 17 Osmanlı Arşivi (BOA), Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Defterleri [A.DVNS. MHM.d], No. 25, Gömlek No. 2983, 02 Ş. 982 (17 Kasım 1574). 18 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 27, Gömlek No. 957, 8 Z. 983 (9 Mart 1576). 19 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 28, Gömlek No. 883, 19 N. 984 (10 Aralık 1576). OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 103 belgenin sonunda Rafıziliği sabit olanların affedilmemesi muhakkak ce- zalandırılması gerektiği de vurgulanmaktadır.20 976/1568 tarihli bir belgede Giresun kadısı tarafından gönderilen bir mektupla Uzgur adlı köyde yaşayan Haci, Recep, Yusuf, Mustafa, Bayram, Himmet ve Mehmet adlı şahısların rafızîyyü’l-mezheb oldukları bildiril- miştir. Mezhep ifadesinden ismi geçen şahısların Safevî propagandaları sonucu şiîliği benimsedikleri anlaşılmaktadır. İlgili şahısların dört halifeye sövmeleri, namaz kılmayıp Ramazan ayında oruç tutmamaları ve içki içmeleri nedeniyle ceza olarak hapsedilmeleri istenmiştir.21 Şiî yayılmacılığının önünü almak için belgelerde Yukarı Cânib şeklin- de ifade edilen Safevî Devletiyle irtibatı olanlar hakkında çeşitli takibatlar yapılmaktadır. Bunlardan birinde Bozok Beyi Çerkes Bey’e bir hüküm yazılmıştır. Belgede sancağına tabi olan yerlerde bazı kişilerin Yukarı Canib ile ittihad ve ittifak içerisinde olduğu bildirilmiştir. Bu kişilerin gizli bir şekilde tetkik edilip Yukarı Canib ile ittifak içerisinde oldukla- rı anlaşılanların başka bahanelerle öldürülmeleri istenmiştir. Belgenin sonunda Yukarı Cânib ile irtibatı olmayıp rafızîlikle suçlananların hap- sedilmesi, ailelerinin ise Kıbrıs’a sürgüne gönderilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir.22 2. Osmanlı-Nusayri İlişkileri Nusayrîlik 3/9.asırda Muhammed b. Nusayr en-Nemîrî’ye nispetle Basra’da kurulmuş batınî karaktere sahip Şiî bir fırkadır. İlk dönem Şiî kaynaklarda Nemîriyye şeklinde bahsedilen bu fırka, İmâmiyye’nin onuncu imamı Ali el-Hâdî en-Nâkî’nin ilahlığı İbnü’n-Nusayr’ın da onun peygambe- ri olduğu iddiası üzerinde durmuştur.23 Tenasüh, Hulul gibi aşırı görüşlere sahip olan bu fırka Irak’ta kurulmasına rağmen 5/11. asrın ortalarından itibaren Suriye ile Adana-Mersin bölgelerinde varlıklarını sürdürmüştür. 6/12. asrın başlarında bölgenin Haçlı istilasına maruz kalması onlar için ciddi sıkıntılar doğurmuştur. Selahaddin Eyyübî’nin Lazkiye ve çevresini 20 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 29, Gömlek No. 49, 10 L. 984 (31 Aralık 1576). 21 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 7, Gömlek No. 2131, 30 Ra. 976 (22 Eylül 1568). 22 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 29, Gömlek No. 490, 14 Z. 984 (04 Mart 1577). 23 Ebû Halef el-Eşʻarî el-Kummî, Kitâbü’l-makâlât ve’l-fırak, nşr. Muhammed Cevad Meşkûr (Tahran: Matbaatü Haydarî, 1963), 100-101; Ebû Muhammed b. el-Hasan b. Mûsâ en- Nevbahtî, Fıraku’ş-Şîa, nşr. es-Seyyid Muhammed Sâdık (Necef: el-Matbaatü’l-Haydariyye, 1936), 93-94. İSLAM VE YORUM VII104 haçlılardan temizlemesiyle (584/1188) Cebel-i Ensâriyye dahil Nusayrîle- rin yaşadıkları tüm bölgeler Eyyübîlerin kontrolüne girmiştir. Bu dönemde Nusayrîler zaman zaman İsmailîlik ve Dürzîlik gibi muhalif mezheplerle mücadele etmişlerdir. Sincar dağlarından Cebel-i Ensâriyye’ye gelen Emir Hasan el-Mekzûn liderliğindeki kabileler Nusayrîleri İsmailîler’e karşı korumuştur. Bölgenin Sultan Baybars ile Memlük hakimiyetine girmesiyle Cebel-i Ensâriyye İsmailîler’in elinden alınmış, halkın Nusayrîlikten uzak- laşıp Sünnî olabilmesi için Nusayrîliğe girmek yasaklanmış, yaşadıkları bölgelere cami yaptırma, camilerin bakımı ile ilgilenme zorunlulukları getirilmiştir. 8/14. asırda bölgeye gelen İbn Batuta, camilerin boş kaldığı ve ahırlara çevrildiğinden bahsetmektedir. Yavuz Sultan Selim’in 1516-1517 yılları arasında Memlük Devleti’ni Mercidabık ve Ridaniye savaşlarıyla yenilgiye uğratmasıyla Halep, Şam, Kudüs gibi Suriye vilayetleri Osman- lı topraklarına katılmıştır. Bu dönemde Nusayrîler Halep eyaletine bağlı Mukataa Kalemi öncülüğünde şeyhlerin denetimi altında yaşamışlardır. 1808 ve 1816 yıllarında ufak çaplı isyanları olsa da olaylar büyümeden önlenmiştir. 1822-1833 yılları arasında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı Devleti’ne karşı giriştiği harekatta Suriye’nin birçok bölgesi Osmanlı hakimiyetinden çıkmıştır. Bu dönemde Mehmet Ali Paşa üvey oğlu İbrahim Paşa’yı Suriye umumî valisi olarak görevlendirmiştir. Yeni yönetimin silahsızlandırma, zorunlu askerlik, vergilerin artırılması gibi aldığı tedbirler Nusayrîler’in 1834 yılında Mısır kuvvetlerine isyan etmesiyle sonuçlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin isyana verdiği destek Os- manlı-Nusayri ilişkilerini güçlendirse de 1854 yılında İsmail Hayr Bey isyanına Nusayrîlerin destek olması ikili ilişkileri tekrar bozmuştur. Sultan II. Abdülhamid döneminde de Nusayrîlerin yaşadığı bölgelere camiler yap- tırılmış, Müslüman zümreden sayılıp zorunlu askerliğe tabi tutulmuştur. Böylelikle Nusayrîler sadece mezhebî bir yapı olmaktan çıkıp toplumun bir parçası olarak kabul edilmiştir. I. Dünya Savaşı sonrası bölgenin İngilizler ve Fransızların eline geçmesiyle Nusayrî ismi kaldırılarak yerine Alevî isminin kullanıldığı otonom bir bölge kurulmuştur.24 24 Mustafa Öz, “Nusayriyye”, Tarihî ve Kültürel Boyutlarıyla Türkiyede Alevîler Bektaşîler Nu- sayrîler (İstanbul: Ensar Neşriyat, 1999), 184-185; İlyas Üzüm, “Nusayrîlik”, Türkiye Diya- net Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2007), 33/271. Rifat Türkel, İnanç Esasları Açısından Nusayrîlik-Alevîlik Mukayesesi (İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011), 12-15; Aytekin Şenzeybek, “Suriye’de Dürzi-Nusayri-İsmaili ve Sünnî İlişkileri”, e-Makâlât Mezhep Araştırmaları VI/2 (2013), 475; Ali Çapar, “İsmail Hayr Bey İsyanı Işığında Osmanlı-Nusayri İlişkileri”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi 91 (2019), 45-46; Uğur Akbulut, “Osmanlı Arşiv Belgelerinde Lazkiye Nusayrîleri (19.Yüzyıl)”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi 54 (2010), 112-114. OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 105 Osmanlı yönetimi Nusayrîler’i sapkın olarak görmemekle birlikte gayr-i müslim muamelesi yapmamış, onlardan cizye almamıştır. Sünnî olmayı kabul ettiklerini söylemeleri durumunda Yezîdîler’in aksine inanç- larını düzelttiklerini beyan eden tashih-i itikad terimi kullanılmıştır. II. Abdülhamid döneminde Antakya ve İskenderun kazalarına gönderilen tebliğciler vasıtasıyla Nusayrîler’in tashih-i itikad ettikleri ve bunun üze- rine yaşadıkları yerlere okulların açılması kararlaştırılmıştır. Bu durum Nusayrîler’in Sünnîliğe kazandırılmasından ziyade toplumsal bütünlüğü koruma amaçlıdır.25 19. asrın önemli Türk alimlerinden, tarihçi ve kazas- ker kimlikleri olan Ahmet Cevdet Paşa Osmanlı devlet adamı olmasıyla da öne çıkmaktadır. Onun Nusayrîlerle ilgili verdiği bilgiler Osmanlı-Nusayrî ilişkilerini anlamamız açısından önem taşımaktadır. Cevdet Paşa, Nusayrî- ler’in yaşadıkları yerler, inançları, ibadetleri hakkında özet halinde çeşitli bilgiler verdikten sonra onların mezhep ve dinlerini gizleyerek müslüman gibi görünmeye çalıştıklarından Mecusîlere, Hıristiyanlara ve İmâmiyye Şiâ’sına benzerliklerinden bahsetmektedir.26 Nusayrîler tarih boyunca aile, soy ve aşiret şeklinde yaşamışlardır. Hayyâtiyye, Kelbiyye, Mehâlibe, Haddâdin gibi aşiretler Nusayrîler için kullanılan aşiret isimleri arasında yer almaktadır.27 16. Yüzyılda özellikle Kelbiyye aşireti belgelerde Kelbiyyun şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda elimizdeki en eski belge 968/1560 tarihli olup Şam beylerbeyine yazılan bir hükümdür. Belgede “…kaza-i Cebele’de olan Kelbiyyin(Kelbiy- yun) taifesi isyan ettiğinde mezbur Hemdem yollarını bağlayub nicesin ele getürüb…”28 ifadeleriyle Kelbiyyun taifesinin isyanlarından bahsedilmek- tedir. Kelbiyyun aşiretinin haramî, yol kesen, asî oldukları oldukça sık ifade edilmektedir. Halep beylerbeyine yazılan bir hükümde “…isyân ve tuğyân üzre olan Kelbiyyun tâifesi husûs bildurmişsin hâlâ tedbir ve tedâ- rikle ele getirilub haklarından gelinmesin emr idub…”29 denilerek isyan üzere olanların cezalandırılmaları gerektiği ifade edilmektedir. Trablus- şam beylerbeyine yazılan bir hükümde “…Kelbiyyun namıyla ma’rûf olan 25 İlber Ortaylı, “Alevîlik, Nusayrîlik ve Bâb-ı Âlî”, Tarihî ve Kültürel Boyutlarıyla Türkiyede Alev- îler Bektaşîler Nusayrîler (İstanbul: Ensar Neşriyat, 1999), 40. 26 Sayın Dalkıran, “Târih-i Cevdet’te İslam Mezhepleri II (Dürzîlik ve Nusayrîlik)”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 21 (2003), 214-217. 27 İlyas Üzüm, “Nusayrîlik”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (TDV Yayınları, 2007), 33/272. 28 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 4, Gömlek No. 1671 (H 06.03.968). 29 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 27, Gömlek No. 159 (H 02.08.983). İSLAM VE YORUM VII106 cemaat kendü hallerinde olmayub nice ebnâ-i sebîlin mallarına ve başlarına zarar u güzend eriştirdiklerinden…”30 denilerek bölgede yaşayan insanlara verdikleri zarara temas edilmektedir. Kelbiyye’nin Nusayrî aşiretlerden olduğu bilinse de belgelerde Kelbiy- yun aşiretiyle Nusayrîlerin mi kastedildiği tam netlik kazanamamaktadır. Çünkü 981/1573 tarihli bir belgede geçen “Cebele beyine hüküm ki…liva-i mezbur reayasının ekseri Nusayrî, Zeydiyye ve Kelbiyyun taifesinden olup…”31 ifadeleriyle Nusayrî ve Kelbiyyun farklı gruplar şeklinde zikredilmiştir. Her ne kadar farklı gruplar olarak zikredilse bile belgede Nusayrî zümre- lerin Cebele sancağındaki varlıklarından bahsedilmiş, vermeleri gereken mal-ı mîrî vergilerini vermedikleri ifade edilmiştir. “Müşarun-ileyhumaya hüküm ki Dergâh-ı muallaya tezkire gönderüb Trablus dağlarında ekser Nusayrî taifesi mütemekkin olup…” ifadeleriyle başlayan 992/1584 tarihli bir belgede, Nusayrîlerin şarap getirip sattıkları, karşılığında bâc-ı mizan dedikleri bir vergiyi vermeleri gerektiği ifade edilmektedir.32 16. yüzyıl Osmanlı-Nusayri ilişkilerine baktığımızda sonraki yüzyılla- ra göre daha az belgenin kayıtlarına ulaşılmaktadır. Şiâ’nın alt kollarından biri olmalarına rağmen Şiîlere uygulanan bakış açısının bu zümrelere uygulanmadığı görülmektedir. Özellikle Yavuz Sultan Selim’in Safevî top- raklarına yönelik düzenlemiş olduğu seferin arka planında Şiîlere yö- nelik dinî veya mezhebî ithamların olduğu bilinmektedir. Nusayrîler ise Osmanlı’ya bağlı olduğu, vergisini verdiği müddetçe bu tür ithamlarla karşılaşmamıştır. 3. Osmanlı-Dürzî İlişkileri Dürzîlik, Şia’nın İsmâlîyye koluna mensup 6. Fatımî halifesi el-Hâ- kim bi-Emrillâh döneminde Veziri Hamza b. Ali tarafından kurulmuş aşırı görüşleri olan Şiî bir fırkadır. Fırkanın akidesi Hamza b. Ali tarafından oluşturulmakla birlikte Hamza’nın dâisi iken sonra mürted ilan edilen Anuş Tegin (Neştekin) ed-Derezî’nin ismine nispetle mezhebe Dürzî ismi verilmiştir. Batınî karakterli bir yapıya sahip bu mezhep, el-Hâkim 30 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 48, Gömlek No. 763 (H 29.12.990); BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 23, Gömlek No. 471 (H 05.09.981); BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 25, Gömlek No. 1745 (H 26.02.982); BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 46, Gömlek No. 334 (H 26.09.989); BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 47, Gömlek No. 275 (H 17.04.990); BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 47, Gömlek No. 391 (H 29.05.990). 31 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 23, Gömlek No. 234 (H 17.07.981). 32 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 52, Gömlek No. 546 (H 29.01.992). OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 107 bi-Emrillâh’ın ilah, Hamza b. Ali’nin de yeni dinin imamı olduğu iddiasını taşımaktadır. İslâm şeriatını ortadan kaldıran, gerçek ilâhî bilgiye ulaş- manın kendilerine itaatten ibaret olduğunu ileri süren, içinden geldikle- ri İsmâlilîği de reddeden bir yapıdır. el-Hâkim bi-Emrillâh’ın 411/1020 tarihinde öldürülmesinden veya gaybete girmesinden sonra mezhebin yayılması oldukça yavaşlamıştır. el-Hâkim bi-Emrillâh sonrası yaşanan bölünmeler davetin yürütücülüğünü üstlenen Bahâeddin el-Muktenâ’nın mezhebe giriş ve çıkışları yasaklamasıyla da Dürzîlik kapalı bir toplum haline gelmiştir. el-Hâkim bi-Emrillâh sonrası Fatımî halifesi ez-Zâhir (412-427/1012-1035) döneminde, Dürzî inancını kabul edenler çeşitli cezalara çarptırılmış, hayatta kalanların çoğu Güney Lübnan, Suriye, Va- di’t-Teym (Şûf), Cebelü’l-A’la bölgelerine yerleşmiştir.33 Vadi’t-Teym bölgesindeki bu iskân faaliyetleri nedeniyle orada bu- lunan bir dağa Cebelü’d-Dürzîyye denilmiştir. Dürzîler’in Vadi’t-Teym’e gelmelerinden sonra Müslümanlara karşı kendi güvenliklerini sağlamak için Hristiyanlarla ittifak içerisinde olmuşlar. Bölgede yaşayan Nusay- rî ve İsmailîlerle de mücade etmek zorunda kalan Dürzîler’in bir kısmı Lübnan, Havran, Beyrut gibi farklı yerlere göç etmek durumunda kalmış- tır. 686/1287 yılında yapmış oldukları propagandalar sonucu ilk defa Sünnîlerle çatışmışlar ve birçoğunu da öldürmüşlerdir. Memlük Devleti 693/1293 tarihinde bu çatışmayı durdurmak istemişse de ilk başlarda başarı sağlayamamış, 705/1305 yılında tekrar üzerlerine gönderilen kuv- vetlerle asiler etkisiz hale getirilmiştir. Dürzîler, 14. ve 15. asırda Memlük Devleti, 16. ve müteakip asırlarda da Osmanlı Devleti’ne tabi Bohtorlar, Ma’noğulları, Canbulat, Arslan gibi Dürzî ailelerinin kontrolünde yaşa- mışlardır. 34 Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine çıkmadan önce Dürzî ailelerden Emir Fahreddin liderliğindeki Ma’noğulları’nın desteğini aldığı, onlara 33 Mustafa Öz, “Dürzîlik”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (TDV Yayınları, 1994), 10/39-48; Ahmet Bağlıoğlu, İnanç Esasları Açısından Dürzîlik (Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2018), 9-108; Aytekin Şenzeybek, Ana Kaynaklarına Göre Dürzîlik (Bursa: Emin Yayınları, 2012), 53-140; Aytekin Şenzeybek, “Başlangıçtan Günümüze Dürzîlik”, Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 31/31 (01 Ağustos 2011), 176-189; Muzaffer Tan, “Geçmişten Günümüze Dürzîlik”, e-Makâlât Mezhep Araştırmaları 5/2 (2012), 62-65. 34 Ahmet Bağlıoğlu, Orta Doğu Siyasi Tarihinde Dürziler (Ankara Okulu Yayınları, 2018), 33-63; Şenzeybek, “Başlangıçtan Günümüze Dürzîlik”, 188-189; M. C. Şehabeddin Tekindağ, “Dürzî Tarihine Dair Notlar”, Tarih Dergisi 7 (1954), 150-155. İSLAM VE YORUM VII108 “Dağın Sultanı” lakabını verdiği bilinmektedir.35 17. asırda II. Fahreddin liderliğindeki Dürzîler, Halep beylerinden Dürzî Canbolatoğlu Ali’nin çı- kardığı isyana destek olup Osmanlı’ya karşı ayaklanmışlardır. Kuyucu Murad Paşa’nın isyanı bastırması ile tüm Dürzî kabileleri kaçmak duru- munda kalmıştır. II. Fahreddin’in Osmanlı aleyhtarı tavırları, Hristiyanlığı kabul ettiği iddiaları nedeniyle İstanbul’a gönderilmiş ve orada idam edil- miştir.36 18. asırda ise Canbolatoğulları, Haydaroğulları ve Arslanoğulları gibi Dürzî aileler arasında çekişmeler meydana gelmiştir. 1775 yılında Sayda valiliğine atanan Cezzar Ahmet Paşa liderliğindeki Osmanlı kuv- vetleri, Şihaboğulları ailesini destekleyerek düzeni korumaya çalışmıştır. Bu süreçte bazı Dürzî aileler Hristiyanlığı benimseyerek Müslüman-Hris- tiyan çatışmasına sebep olmuştur. 1273/1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı’nın Gayri-Müslimler ile Müslümanlar’ı eşit konuma getirmesi Hristiyan Marûnîlere avantaj sağlamıştır. Bu durumu kabullenemeyen Dürzîler, Marûnîlerle mücadeleye girişmiştir. Karşılıklı gelişen mücade- leler 1277/1860 yılı sonlarında birçok Hristiyan’ın katledilmesiyle so- nuçlanmıştır.37 I. Dünya Savaşı’nda ise bir kısım Dürzî ailelerin Osmanlı muhalifliği yaparak İngiliz ve Fransızların yanında yer aldığı görülmektedir. Sultan el-Atraş, Fransız ve İngiliz ordularıyla 1918 yılında Şam’a giren ilk Dürzî reislerden biridir. Cebel-i Dürûz bölgesinde Fâris el-Atraş liderliğindeki Dürzîler Fransa’yı desteklerken, Süveyda Atraşiler ise İngilizler’in yanında yer almıştır. Yapılan referandum sonrası çoğunluk Fransız Mandasını ter- cih etmiş, el-Atraş ailesi ise otorite kabul edilmiştir. 1921 yılında Cebel-i Dürûz Emirliği şeklinde otonom bir yapı oluşturulmuş, 1929 yılına gelin- diğinde ise Emirlik ortadan kaldırılarak içişlerinde bağımsız dışişlerinde Fransa’ya bağlı Lübnan Devleti kurulmuştur.38 1516 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık savaşıyla Memlük Dev- leti’ne karşı kazanmış olduğu zafer Suriye, Lübnan, Filistin gibi birçok Arap toprağının Osmanlı topraklarına katılmasını sağlamıştır. Bu süreçte 35 Bağlıoğlu, Orta Doğu Siyasi Tarihinde Dürziler, 34. 36 M. C. Şehabeddin Tekindağ, “Dürzîler”, İslam Ansiklopedisi (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1977), 669; Bağlıoğlu, Orta Doğu Siyasi Tarihinde Dürziler, 34-35. 37 M. Tayyib Gökbilgin, “Dürzîler”, İslam Ansiklopedisi (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1977), 676; Bağlıoğlu, Orta Doğu Siyasi Tarihinde Dürziler, 36-51; Şenzeybek, “Başlangıçtan Günümüze Dürzîlik”, 192. 38 Gökbilgin, “Dürzîler”, 679-680; Bağlıoğlu, Orta Doğu Siyasi Tarihinde Dürziler, 61-66; Şenzeybek, “Başlangıçtan Günümüze Dürzîlik”, 193-194. OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 109 Suriye sancaklarına kendi tarafından sancak beyleri tayin edilmiş, Dürzîle- rin memnuniyeti için Ma‘noğluna (I. Fahreddin) sancakbeyliği verilmiştir.39 16. yüzyıldan itibaren Dürzîlerin Osmanlı Devleti’ne sık sık isyan teşebbüslerinin olduğu da görülmektedir. 1518 yılındaki İbnu’l-Haneş’in isyanında Ma‘noğullarından bazılarının destek verdiğinin anlaşılması üzerine 1523 ve 1524 yıllarında Dürzîler üzerine seferler düzenlenerek Osmanlı Devleti’ne itaat etmeleri sağlanmıştır. 1544 yılında Dürzîlerin liderliğini alan Korkmaz’ın isyana teşebbüs eden davranışları nedeniyle Mısır valisi İbrahim Paşa üzerine yürümüş, o da kaçmak zorunda kalmış ve akabinde ölmüştür. Korkmaz’ın oğlu II. Fahreddin döneminde Beyrut ve Sayda şehirlerini hakimiyetleri altına alan Dürzîler, emirliklerinin sınırla- rını genişletmiştir.40 Her ne kadar iki yapı arasında mezhepsel farklılıklara rağmen iş birliği devam etse de siyasî veya sosyal olaylar isyanların ortaya çıkmasında etkili olduğu söylenebilir. Dürzî isyanlarıyla ilgili arşiv bel- gelerine yansıyan dinî veya mezhebi ithamların olmadığı görülmektedir. Genellikle Dürzî taifesi veya Dürzî eşkıyası şeklinde nitelenen zümrelerin ellerindeki silah gücünün azaltılması gerektiğine dair oldukça fazla belge bulunmaktadır. Yaptıkları isyan hareketleri eşkıyalık olarak vasıflanarak isyan çıkaranlara sert tedbirler uygulanmıştır. 1567 tarihli bir belgede “… Beyrût sancağı beyi Südde-i Sa‘âdetüme gelüp zikrolunan sancakda Dürzî tâifesinün mukaddamleri ve sâir reâyâsında olan tüfenkleri almak içün…”41 veya 1572 tarihli bir belgede “…Dürzî taifesinde mübalağa tüfenk olduğu ilam olunmağın…Dürzî taifesinde ve eğer sair Arapta her kimde tüfenk bulunursa ellerinden alup mirî içun zapt eyleyüp…”42 denilerek ellerin- deki silahlara el konulması istenmektedir. Şam beylerbeyine yazılan bir hükümde “…Dürzî taifesinden olanlarda mübalağa tüfenk olduğu istima olunmağla…”43 ifadeleriyle başlamakta, belgede Dürzî mukaddamların- dan Ma‘noğlu Korkmaz, Mansur bin Assaf, Şerefüddin, Kasım b. Şihab ve Kayıtbay’a mektup gönderilerek ellerindeki silahların teslim edilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Mukaddamlar, Dürzî Emirlerinden sonra ilk basamakta yer alıp bir bölgenin tamamını kontrol yetkisine sahip muka- 39 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2011), 2/287. 40 Bağlıoğlu, Orta Doğu Siyasi Tarihinde Dürziler, 34. 41 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 7, Gömlek No. 400, 22 R. 975 (26 Ekim 1567). 42 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 19, Gömlek No. 700, 16 R. 980 (26 Ağustos 1572). 43 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 26, Gömlek No. 488, 10 Ca. 982 (28 Ağustos 1574). İSLAM VE YORUM VII110 taacılardı. Mukataacılar ise bölge ekonomisinin önemli yapı taşlarından sayılan üretilen ürünlerin vergilerini toplayıp köylüleri de koruyan kişi- lerdir.44 Dürzîlerin ellerindeki silahların toplatılmasıyla ilgili bu türden belgelerde silahları vermeyip isyan edenlerin üzerine asker gönderilerek terbiye edilmesi45, haklarından gelinmesi46 onlara silah satanların sürgün edilmesi47 gibi farklı tarihlerde farklı kararlar ortaya çıkmıştır. 1582 ta- rihli bir hükümde Ma‘noğullarına yapılan silah yardımından bahsedilerek ileride isyan çıkarma olasılıklarına karşı bunun engellenmesi gerektiği ifade edilmiştir.48 Her türlü tedbir alınmış olsa da Osmanlı’nın yeterince başarılı olamadığı görülmektedir. Nitekim, Trablus Şam beylerbeyine ya- zılan bir hükümde Ma‘noğullarının çıkardıkları isyanlardan bahsedilerek, askerleriyle isyanı bastırması istenmiştir.49 991/1583 tarihli bir belgede “…Dürzî taifesi yarag ve tüfenk kullanub fesad-u şenaat üzere olup şer’i şerife itaat itmedükleri istima‘ olunmağın…. şer’i şerife itaat itmeyüb fesad-u şenaat üzere olanları şer’le haklarından gelüb ehl-i fesada ruhsat vermeyesun.”50 denilerek fesad ehli Dürzîlerin şeriata uygun davranmadıkları belirtilerek buna izin verilmemesi gerek- tiği ifade edilmiştir. Osmanlı’nın Dürzîlere mezhebî açıdan bakmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim bir belgede “…Dürzî tâ’ifesinden bir mahalle zarar u gezend ve te’addi ve tecâvüz olunmakdan hazer eyleyesin…”51 denilerek Dürzî bölgelere zarar vermekten imtina edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Dürzîlerin Şiâ’nın bir kolu olmalarına karşın belgelerde Dürzî ve Rafızî şeklinde bir ayrıma gidilmesi inanç sistemlerinin sorgulanmadan değerlendirildiklerini göstermektedir.52 Ancak 1585 yılında Osmanlı’nın Dürzîlere yönelik düzenlemiş olduğu sefer sürecinde bir risale yazılmıştır. Risalenin adı Fâdıhatü’l-Mülhidin ve Nâsıhatü’l-Muvahhidin olup İsmâîl b. Ahmed b. İbrahim en-Nâblusî’ye (ö. 993/1585) aittir. Eseri vefatından 44 Tuba Yıldız, Geleneğin Hukuku Osmanlı’nın Adaleti Dürzîler ve Mârûnîler (İstanbul: Vadi Yayınları, 2020), 57-59. 45 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 26, Gömlek No. 488, 10 Ca. 982 (28 Ağustos 1574). 46 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 27, Gömlek No. 707, 26 Za. 983 (26 Şubat 1576). 47 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 33, Gömlek No. 761, 6 M. 986 (15 Mart 1578). 48 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 46, Gömlek No. 827, 5 S. 990 (1 Mart 1582). 49 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 47, Gömlek No. 398, 29 Ca. 990 (21 Haziran 1582). 50 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 44, Gömlek No. 337, 26 S. 991 (21 Mart 1583). 51 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 44, Gömlek No. 302, 11 S. 991 (6 Mart 1583). 52 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 46, Gömlek No. 830, 5 S. 990 (1 Mart 1582). OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 111 birkaç ay önce yazmıştır. Eser Dürzîlerin itikadı ve onlara karşı nasıl amel edilmesi gerektiği ile ilgili fetvaları içermektedir. Bu risalede verilen fet- valar 1523 yılında Osmanlı’nın bölgeye hâkim olduğu dönemde Dürzî- lerin yaşadıkları bölgelerde ele geçen Dürzî kitaplardan elde edilmiştir. Ele geçen Dürzî eserlerin içeriğinden Hâkim Biemrillah’ın uluhiyetine inandıkları, haramları helal saydıkları, namaz, zekât, oruç ve haccı inkâr ettikleri görülmektedir. Risalenin üslubunda Dürzîlik karşıtı ve Ehl-i Sünnet savunusu hâkimdir. Nâblusî’ye göre Dürzîler kâfirdir ve onlar- la savaşılması gerekir. Nâblusî, Osmanlı idarecilerinin onların dilleriyle şehadet getirmelerini İslam’a dahil olmak için yeterli görmelerini doğru bulmamaktadır.53 Fetvalar olmasına karşın uygulama imkânın olmadığı yukarıda bahsi geçen arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. 4. Osmanlı-Yezîdî İlişkileri Yezîdîlik, kadîm bir geleneğe sahip, birçok dinin etkisi altında kal- mış, bağdaştırmacı, batınî ve takiyyenin etkili olduğu bir inanç sistemidir. Yezîdîlik’te Zerdüştlüğün, Sâbîliğin, Şamanizmin, Putperestliğin, Hristi- yanlığın, Yahudiliğin tesirlerinin olduğu iddia edilmektedir. Sünnet, Oruç, Kurban gibi ibadetlerden dolayı İslamiyet’in; gizlilik, vecd ve sufî şeyhlere saygılarından dolayı Sufî Rafizîliğin tesirlerinin olduğu şeklinde farklı görüşler ileri sürülmüştür.54 Yezîdîlerin Musul, Süleymaniye, Halep, Kilis, Maraş, Van, Cizre, Diyar- bakır ve Mardin gibi geniş bir coğrafyada yaşamış oldukları bilinmekle birlikte savaş veya farklı dinî-mezhebî etkenler nedeniyle sayıları azal- mıştır.55 Günümüzde Yezîdîler’in çoğu Irak devleti sınırları içerisinde Musul’un Cebel-i Sincar ve Şeyhan bölgelerinde yaşamaktadır. Bunun dışında nüfusları eskiye nazaran azalsa da Türkiye’de Mardin, Şırnak, Şanlıurfa, Diyarbakır, Siirt, Hakkâri, Batman illeri ile Suriye, İran, Erme- nistan, Gürcistan, Avrupa ülkeleri ve Rusya sınırları içerisinde yaşadıkları 53 Ayrıntılı bilgi için bk. Adem Arıkan, “Damad İbrahim Paşa’nın (ö. 1010/1601) Dürzîler ile Mücadelesine Ulema Desteği: İsmail en-Nâblusî’nin (ö. 993/1585) Dürzîlere Reddiyesi”, İslam Tetkikleri Dergisi 12/2 (2022), 559-587. 54 Ahmet Turan, Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri (Ankara: Hitabevi Yayınları, 2015), 71. 55 Metin Bozan, Şeyh Adi bin Müsafir Hayatı, Menkıbevi Kişiliği ve Yezidi İnancındaki Yeri (İstanbul: Nubihar Yayınları, 2012), 33. İSLAM VE YORUM VII112 bilinmektedir. Etnik olarak Kürt orjinli bir yapı olup Kürtçe ve Arapça konuşmaktadırlar.56 Yezîdîlik isminin kökeni konusunda farklı iddialar söz konusu olup ortak paydada buluşmak pek mümkün olmamıştır. Bazıları Yezidîleri, İran’ın Yezd şehri sakini olmalarından dolayı Yezd’li manasına dayandır- mış ve bu şehre nispetle kendilerine Yezîdî dendiğini iddia etmiştir.57 Kla- sik İslam Mezhepleri Tarihi kaynaklarında ise Yezîdîler, Harîciler’in İbâ- diyye kolunun Yezid b. Uneyse liderliğindeki alt fırkalarından biri olarak zikredilmiştir.58 Zira bu eserlerde bahsi geçen Yezîdîlikle araştırmamıza konu Şeyh Adî b. Müsâfir (d. 465/1072-ö. 557/1162)59 sonrası Yezîdîlik arasında farklılıklar olup sadece isim benzerliğinden ibarettir.60 Bir başka kesim ise Yezîdî isminin Farsça’daki İzed (Melek, Tanrı), Avesta dilindeki Yazata (saygıya, tapınmaya layık olmak), Modern Farsça ve Pehlevî dilin- deki Yazdân (Tanrı) kelimelerinden türetildiğini ileri sürmüştür.61 Yezîdî adının kökeniyle ilgili bir başka görüş ise İslam öncesi Zerdüşt Kürtlerin tek yaratıcı olarak gördükleri Ahura Mazda’yı kutsarken Yezdan ifadesini kullanmalarından ötürü kendilerine Yezdanî denilmiş zamanla bu isim Yezîdî’ye dönüşmüştür.62 En yaygın inanış ise bu ismin Emevîlerin birinci halifesi Muaviye’nin oğlu Yezîd’den geldiğidir.63 Nitekim Halife Yezîd’in doğuşunda bedenine göç eden bir kutsal ruha inanılmakta ve doğum günü Yezîdîler tarafından bayram olarak kutlanmaktadır.64 Yezîdîliğin menşei hakkında da çeşitli iddialar65 bulunmakla birlikte kurucusu Şeyh Adî b. Müsâfir kabul edilen Adeviyye tarikatından fark- 56 Philip G. Kreyenbroek, Avrupa’da Yezidilik, çev. Hikmet İlhan (Avesta Basın Yayın, 2011), 39. 57 Turan, Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri, 1. 58 Ebü’l-Hasan el-Eş’arî, Makâlâtü’l-İslamiyyîn İlk Dönem İslâm Mezhepleri, çev. Ömer Aydın - Mehmet Dalkılıç (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2019), 164- 165; Abdülkahir el-Bağdadî, Mezhepler Arasındaki Farklar, çev. Ethem Ruhi Fığlalı (Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2020), 75; Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal: Dinler, Mezhepler ve Felsefî Sistemler Tarihi, çev. Mustafa Öz (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2015), 174-175. 59 Turan, Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri, 4-5. 60 Bozan, Şeyh Adi bin Müsafir Hayatı, Menkıbevi Kişiliği ve Yezidi İnancındaki Yeri, 19. 61 Thomas Menzel, “Yezidiler”, İslam Ansiklopedisi (Milli Eğitim Basımevi, 1986), XIII/415. 62 Torî, Bir Kürt Düşüncesi Yezidilik ve Yezidiler (İstanbul: Berfin Basın Yayın, 2000), 48-49. 63 Turan, Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri, 2. 64 John S. Guest, Yezidilerin Tarihi Meleké Tawus ve Mıshefa Reş’in İzinde, çev. İbrahim Bingöl (İstanbul: Avesta Basın Yayın, 2007), 68; Erol Sever, Yezidilik ve Yezidilerin Kökeni (İstanbul: Berfin Basın Yayın, 2006), 65. 65 Turan, Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri, 2-4. OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 113 lılaşarak günümüze kadar geldiği genel kabul görmüştür 66 Şeyh Adî b. Müsâfir şafii mezhebine mensup, Emevî halifesi Muaviye’yi savunan Asha- bu’l-Hadis’ten bir sufîdir. Ölümünden sonra yerine geçen yeğeni tarikatın üçüncü halifesi Hasan b. Adî b. Ebi’l-Berekât döneminde Şiîlerin Yezîd b. Muaviye’ye saldırmaları üzerine tarikat mensuplarının Yezîd b. Muaviye’yi savunmaya başladıkları bilinmektedir. Zamanla hem Şeyh Adî b. Müsâfir hem de Yezîd b. Muaviye hakkındaki aşırı görüşleri, onları üstün varlıklar olarak görmeye başlamaları, onları Yezîdî adı verilen batınî bir topluluğa dönüştürmüştür.67 Yezîdîlik, Hasan b. Adî b. Ebi’l-Berekât sonrası Adeviyye tarikatından farklılaşarak Musul ve çevresinde siyasi olaylarda rol oynamaya başlaması dikkatleri üzerine çekmiştir. Nitekim 1220 yılında Moğolların gönderdiği birliklerle zaviyeleri ele geçirilerek Adî b. Ebi’l-Berekât öldürülmüştür. 1246 yılında ise Yezîdîler’in Musul şehrini yağmalamalarından ötürü Mu- sul valisi Bedreddin Lü’lü, Şeyh Adî’nin kardeşi Ebu’l-Berkât’ın torunu Şeyh Ebu Muhammed Şemseddin’i boğdurarak öldürtmüştür. Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus 1256 yılında Moğollara yenilince asker te- dariki niyetiyle Malatya bölgesindeki Yezîdîler’den istifade etmek istemiş- tir. Ancak aradığı desteği bulamayınca Yezîdîler’in liderleri Şeyh Adî’nin torunlarından Şerafeddin Ahmed’i öldürtmüştür. Diğer torun Şerafeddin Muhammed ise Moğol komutanı Engürek Noyan’ın askerleri tarafından öldürülmüştür. 1259’da Hakkâri ve Sincar’a saldıran Hülâgû’nun bölgeyi ele geçirip o dönemde Adeviyye tarikatının şeyhi olan Fahreddin’i 1277 yılında öldürmesi taraftar kitlesinin Irak, Suriye ve Güneydoğu Anado- lu’da yayılmaya başlamasına sebep olmuştur. Önce Diyarbakır ve Siirt civarlarına yerleşen Yezîdîler, zaman zaman Moğollara karşı Türkmenlerle birlikte hareket etmişlerdir. Bölgeye Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevî ve Osmanlılar’ın hâkim olmasıyla sırasıyla bu devletlerin yönetimi altında yaşamışlardır.68 817/1414 yılında yeniden tarih sahnesine çıkan Yezîdîler, Şeyh Adî’ye saygıda aşırıya giderek mezarını kıble kabul etmeye, Şeyh Adî’nin ken- dilerine rızık verdiğini, kendilerine tabi olanlardan beş vakit namazın 66 Bozan, Şeyh Adi bin Müsafir Hayatı, Menkıbevi Kişiliği ve Yezidi İnancındaki Yeri, 22. 67 Turan, Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri, 4-5; Bozan, Şeyh Adi bin Müsafir Hayatı, Menkıbevi Kişiliği ve Yezidi İnancındaki Yeri, 21-24. 68 Turan, Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri, 19-21. İSLAM VE YORUM VII114 kaldırıldığını ifade etmeye başlamıştır. Yezîdîlerin bu tutum ve davra- nışları kendilerine karşı tepkilerin artmasını sağlamıştır. Nitekim Şiraz Hükümdarı Emir Tevekkil ve beraberindeki destek kuvvetleri Yezîdîler’in kutsal mekanlarından Laleş’teki Şeyh Adî’nin türbesine saldırarak tür- beyi yıkmış, Şeyh Adî’nin mezarı açılarak kemikleri dışarı çıkarılmış ve yakılmıştır. Yezîdîler, 1390-1420 yılları arasında Güney Doğu Anadolu bölgesine hâkim olan Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf’a bağlılıklarını bildirseler de Akkoyunlular’ın bölgeye hakim olmasıyla durum tersine dönmüştür. 1501 yılında Safevî Devleti’nin kurulması bölgede yaşayan Yezîdîler’in siyasî ve sosyal sonuçları itibarıyla Osmanlı ile Safevî Devleti arasında kalmalarına sebep olmuştur. Bazı durumlarda Safevî yanlılığı ön plana çıkarken bazen de Osmanlı’nın yanında yer almışlardır. Nitekim 1550 yılında Osmanlı’ya bağlılığını bildirerek İslamiyet’e geçtiği rivayet edilen Yezîdî şeyhlerinden Hasan Bey, Bâb-ı Âlî’nin takdirlerini kazan- mıştır.69 Özellikle Osmanlı dönemi Yezîdîler için bir çöküş devresidir. 18. ve 19. yüzyıllara geldiğimizde Yezîdîler’in Kuran ve Sünnet’i kabul etmedikleri, ulemadan nefret ettikleri, Müslümanları gördükleri yerde öldürdükleri şeklinde çeşitli ithamlar öne sürülerek fetvalar verilmiştir. Ayrıca Yezîdî- ler’in de Osmanlı’ya karşı çeşitli saldırı, isyan ve yağma teşebbüslerinin olduğu da bilinmektedir. Osmanlı Sultanı Abdülaziz döneminde 1872 yılında çıkarılan Kurra Kanunu gereği Yezîdîler’in askere alınma teşeb- büslerinin olduğu, askerlik yapmak istememe taleplerinin belirli bir bedel ödeyerek yerine getirildiği bilinmektedir.70 Osmanlı-Yezidi ilişkilerine genel çerçevede değindikten sonra 16. yüzyıldaki durumları hakkında bilgi vermek gerekir. 16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim’in Safevîler üzerine giderek Çaldıran seferine çıkması ve Memlük Devletinin hakimiyetine son vermesiyle Doğu ve Güney Doğu Anadolu başta olmak üzere, Suriye, Filistin, Hicaz ve Mısır’ın yanında Musul ve Kerkük bölgesi de Osmanlı Devleti’ne katılan bölgeler arasına girmiştir. Özellikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu’nun Osmanlı sınırlarına dahil olması, Irak bölgesinin Osmanlı’nın hakimiyet alanına girmesi ilgili bölgelerde yaşayan Yezidilerle Osmanlı Devleti’ni karşı kaşıya getirmiştir. 16. Yüzyılda yaşamış Bitlis Hükümdarı Şerefhan, bölgede yaşayan Kürt 69 Turan, Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri, 21-23. 70 Turan, Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri, 24-29. OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 115 aşiretler hakkında bilgi verirken bir kısım aşiretin Şafii olduğuna diğer bir kısmının ise sapık Yezidi inancına sahip olduğuna değinmektedir.71 Cezire beylerinden bahseden Şerefhan, bu ailenin üyelerinin başlangıç- ta Yezidilik dinini benimsediğini sonra Allah’ın hidayetiyle Ehl-i Sünnet olup faydalı işler yaptıklarını dile getirmektedir.72 Özellikle Cezire Vila- yeti’nin Gurgil nahiyesindeki yedi aşiretten üçünün Yezidi olduğu ifade edilmiştir.73 Ayrıca Kilis beylerinden bahseden bölümde Antakya Vilayeti yakınlarında yer alan Kusayr nahiyesinde Kürt Yezidilerin olduğuna dikkat çekilmektedir.74 Tanımlamalarda Yezidi isminin tercih edilmesinin ilgili zümrelerle ilgili isim tartışmalarına katkı sağlayacağı aşikârdır. Şerefhan, Yavuz Sultan Selim’in Kilis beyliğini Yezidi Şeyhi İzzeddin’e75, Kanuni Sul- tan Süleyman’ın da Erbil beyliğini Yezidi aşiretlerinden Dasnili Hüseyin Bey’e76 verdiğini söylemesi Osmanlı’nın Yezidiler’e bakışını ortaya koy- maktadır. Kürt Mahmudiyan Beyleri arasında zikredilen Hasan Bey bin İvaz Bey’in aşireti arasından Yezidiliği kaldırdığı Oruç, namaz, hac, zekât gibi İslam dininin emirlerini yerine getirerek Ehl-i Sünnet olduğu, her köyde medrese ve cami yaptırdığından bahsedilmektedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın İran ülkesini fethetmek için Azerbaycan’a yöneldiğinde Ha- san Bey’in ona sığınması, Hoşab ve Mahmudiye beyliğinin kendisine taltif edilmesiyle sonuçlanmıştır.77 963/1556 tarihli bir belgede Tikrit Beyleri arasında Yezidi Hüseyin Bey’in78 zikrediliyor olması II. Selim döneminde de önceki yönetim an- layışının devam ettiğini göstermektedir. Yezidîlere bu tür beylikler veya taltifler verilmiş olsa da ikili ilişkilerin olumlu seyrettiğini söylemek pek mümkün gözükmemektedir. Diyarbekir beylerbeyine yazılan bir hükümde “…Musul’da olan Dasni şeyhlerinden Şeyh İzzeddin nam yezidi ve oğlu Şeyh Berekât bed mezhep olup bazı mühim mezhep olan ehl-i fesad üzerlerine cem‘ olup katl-i nüfus ve garet-i emvalden hâli olmayıp ve bazı zu‘ema ve 71 Şerefhan, Şerefname Kürt Tarihi, çev. Mehmet Emin Bozarslan (İstanbul: Ant Yayınları, 1971), 294. 72 Şerefhan, Şerefname Kürt Tarihi, 135. 73 Şerefhan, Şerefname Kürt Tarihi, 137. 74 Şerefhan, Şerefname Kürt Tarihi, 248-249. 75 Şerefhan, Şerefname Kürt Tarihi, 249-251. 76 Şerefhan, Şerefname Kürt Tarihi, 306-307. 77 Şerefhan, Şerefname Kürt Tarihi, 341-342. 78 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 2, Gömlek No. 319, 27 R. 963 (10 Mart 1556); BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 2, Gömlek No. 320, 27 R. 963 (10 Mart 1556). İSLAM VE YORUM VII116 erbab-ı tımarın tımarlarına dahl edip müddeîleri talebiyle meclis-i şer‘e davet olunduklarınca şer‘-i şerife ve emr-i münîfe asla itâ‘at etmeyip bir bölük bed mezhepdir hırsuzluk ve haramilik ile geçinirler diye bildirmiş…”79 diyerek Dasni şeyhlerinden Şeyh İzzeddin ve oğlunun fesad ehli olduğuna vurgu yapılmakta hırsızlık ve haramilikle geçindikleri ifade edilmektedir. Belgenin devamında “…bed mezhep ve melahideye kat‘a eman ve mecal verilmeyup….” denilerek onların dinden çıkmış mülhidler olarak tanım- landığı görülmektedir. Yezidîlerin dinî durumlarına ilave olarak Musul ve Erbil sancakları arasında yaşayan Dasnî aşiretine bağlı Yezidîlerin yol kesen asiler ol- dukları ifade edilmekle birlikte “…mezhep ve milletten hariç kat’a ezan ve namaz olmayub ve ruz-ı mahşer ve münker ve nekîri inkâr üzere oldukları ecilden…”80 denilerek dinsiz, mezhepsiz, namazsız oldukları mahşer gü- nünü, münker ve nekîri inkâr ettikleri gerekçesiyle ibret olacak şekilde hakların gelinmesi (öldürülmeleri) istenmektedir. 984/1576 tarihli Azaz ve Kilis beyine yazılan bir hükümde Azaz ve Kilis’e tabi Yezidî kürtlerin daima eşkıyalık ile meşgul oldukları din ve diyanet dahi bilmedikleri, hırsızlık ve adam öldürme gibi suçlara karış- tıkları, namaz kılmadıkları, nikahsız şekilde kadınlarla birlikte oldukla- rı, sünnîlerin mallarını kendilerine helal gördükleri iddia edilmekte, bu durumun bölgede yaşayan Müslüman halk tarafından da doğrulandığı bildirilmektedir. Mezhepsiz mülhidler olarak zikredilen bu taifenin işle- dikleri suçlardan ötürü “…haklarından gelesin ki sairlerine mucib-i ibret ola…” denilerek halka ibret olacak şekilde cezalandırılmaları istenmekte- dir.81 Bu yüzyılda Yezidîler’e yönelik verilen fetvalara baktığımızda namazı ve orucu küçümsemeleri, Allah’a eş koşmaları nedeniyle dinden çıkmış kafir olarak kabul edilmeleri ve onlara mürted hükmünün uygulanması gerektiği savunulmaktadır.82 Bu türden fetvaların varlığı kesin olsa bile uygulanabilirliği noktasında farklılıkların olduğu aşikârdır. Nitekim Os- manlı’nın Yezîdilere yönelik cezalandırma faaliyetlerinin arka planında genelleyici bir bakış açısının olmadığını söylemek gerekir. Yukarıda bahsi 79 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 22, Gömlek No. 132, 14 S. 981 (15 Haziran 1573). 80 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 49, Gömlek No. 341, 23 Ca. 991 (14 Haziran 1583). 81 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 29, Gömlek No. 205, 24 L. 984 (14 Ocak 1577). 82 Metin Bozan, “XVI. Asırda Bitlis ve Çevresinde Yezidiler”, Tarihî ve Kültürel Yönleriyle Bitlis (II. Cilt), ed. Mehmet İnbaşı - Mehmet Demirtaş (Ankara: Bitlis Eren Üniversitesi Yayınları, 2019), 358-359. OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 117 geçen belgede Yezidîler dinden çıkmış, mezhepsiz, asî gibi nitelendiril- melere maruz kalsalar da suça karışmayanlara dokunulmaması gerektiği ifade edilmekte veya işlediği suçun durumuna göre gerektiğinde hapis cezası verilmektedir. Yezidîler itikadî açıdan farklı görülseler de Osmanlı tebaası sayılmak- tadırlar. Bunun gereklerinden biri de devlete karşı vergi verme sorumlu- luklarının olmalarıdır. Halep beylerbeyine yazılan bir hükümde “…Yezidî ekradından hassa karyeler ve mezralar ziraat eden bazı kimesne şekavet üzere olup uhdelerine lazım olan avarız ve mal-ı mirîyi vermekten taallul eden…”83 ifadeleriyle Birecik’e tabi bazı Yezidî taifesinin avarız ve mirî ver- gi vermekten imtina ettiği görülmektedir. Bağdad beylerbeyine yazılan bir hükümde Yezidî Dasni cemaatinin dirlik tasarruf etmeye başlamasından beri fesatlarının arttığına dikkat çekilmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’ne ait toprakların askerî ve idarî amaçlarla tahsisine dayanan Timar diğer bir adıyla Dirlik sisteminden84 Yezidîdiler’in de istifade ettiğini ortaya koymaktadır. Bu konuyla ilgili memurların gönderilerek verginin tahsil edilmesi gerektiği sorun çıkaranların teftiş edilip haklarından gelinmesi istenmektedir. Osmanlı, Yezidîleri dinî veya mezhebî aidiyetinden ziyade tebaası olarak değerlendirmiş, vergi verdiği devletine bağlı kaldığı müd- detçe vatandaşı saymıştır. Sonuç Osmanlı Devleti klasik dönemde merkeziyetçi güçlü yapısı ve Sünni İslam kimliğini merkeze almasına rağmen diğer inanç mensuplarını zor- la İslam’a dönüştürmeye uğraşmamıştır. Zındık, mülhid, rafızi, mürted, kafir, mezhepsiz gibi isimler verdiği gruplara karşı, devletin egemenlik ve otoritesini kabul edip etmediklerine göre tavrını belirlemiştir. Osman- lı’nın tavrı dinî veya itikadî gayelerden ziyade hükümranlık ve itaat ilişkisi çerçevesinde gelişmiştir. Nizam-ı alem prensibi, halife sultanlık unvanın verdiği güç, devletin tebaası olma gereği devlete yönelik her türlü tehdit oluşturan dinî, mezhebî eğilim şiddetle bastırılmıştır. Mezhebî söylemlerin siyasal bir araç olarak kullanıldığı varlık mücadelesi olarak görmek müm- kündür. Sonuç olarak 16. yüzyılda Osmanlı Devleti, yukarıda bahsi geçen mezheplere karşı kaynağı, fetvalar veya dinî kitaplar olan değişmez bir 83 BOA, A.DVNS.MHM.d, No. 31, Gömlek No. 330, 17 Ca. 985 (02 Ağustos 1577). 84 Ayrınıtılı bilgi için bk. Halil İnalcık, “Timar”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2012), 41/168-173. İSLAM VE YORUM VII118 politika uygulamamış bunun yerine genel ve yerel politik gelişmeler ne- ticesinde bu tür mezheplere karşı politikalarını yeniden formüle etmiştir. Kaynakça BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 25, Gömlek No. 2983. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 27, Gömlek No. 957. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 28, Gömlek No. 883. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Defterleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 29, Gömlek No. 49. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 7, Gömlek No. 2131. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 29, Gömlek No. 490. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 4, Gömlek No. 1671. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 27, Gömlek No. 159. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 48, Gömlek No. 763. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 23, Gömlek No. 471. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 119 BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 25, Gömlek No. 1745. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 46, Gömlek No. 334. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 47, Gömlek No. 275. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 47, Gömlek No. 391. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 23, Gömlek No. 234. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 52, Gömlek No. 546. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Defterleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 7, Gömlek No. 400. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 19, Gömlek No. 700. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 26, Gömlek No. 488. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 27, Gömlek No. 707. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 33, Gömlek No. 761. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr İSLAM VE YORUM VII120 BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 46, Gömlek No. 827. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 14.2, Gömlek No. 1668. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 44, Gömlek No. 337. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 44, Gömlek No. 302. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 46, Gömlek No. 830. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Defterleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 2, Gömlek No. 319. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Defterleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 2, Gömlek No. 320. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 22, Gömlek No. 132. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 49, Gömlek No. 341. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 29, Gömlek No. 205. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr BOA, Osmanlı Arşivi. Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Def- terleri [A.DVNS.MHM.d]. No. 31, Gömlek No. 330. https://katalog. devletarsivleri.gov.tr OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 121Akbulut, Uğur. “Osmanlı Arşiv Belgelerinde Lazkiye Nusayrîleri (19.Yüz- yıl)”. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi 54 (2010), 111-126. Allouche, Adel. Osmanlı-Safevî İlişkileri Kökenleri ve Gelişimi. çev. Ahmet Emin Dağ. İstanbul: Anka Yayınları, 2001. Arıkan, Adem. “Damad İbrahim Paşa’nın (ö. 1010/1601) Dürzîler ile Mücadelesine Ulema Desteği: İsmail en-Nâblusî’nin (ö. 993/1585) Dürzîlere Reddiyesi”. İslam Tetkikleri Dergisi 12/2 (2022), 559-587. Eş’arî, Ebü’l-Hasan. Makâlâtü’l-İslamiyyîn İlk Dönem İslâm Mezhepleri. çev. Ömer Aydın - Mehmet Dalkılıç. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2019. Bağdadî, Abdülkahir. Mezhepler Arasındaki Farklar. çev. Ethem Ruhi Fığlalı. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2020. Bağlıoğlu, Ahmet. İnanç Esasları Açısından Dürzîlik. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2018. Bağlıoğlu, Ahmet. Orta Doğu Siyasi Tarihinde Dürziler. Ankara Okulu Ya- yınları, 2018. Bozan, Metin. Şeyh Adi bin Müsafir Hayatı, Menkıbevi Kişiliği ve Yezidi İnancındaki Yeri. İstanbul: Nubihar Yayınları, 2012. Bozan, Metin. “XVI. Asırda Bitlis ve Çevresinde Yezidiler”. Tarihî ve Kültürel Yönleriyle Bitlis (II. Cilt). ed. Mehmet İnbaşı - Mehmet Demirtaş. 353- 359. Ankara: Bitlis Eren Üniversitesi Yayınları, 2019. Çapar, Ali. “İsmail Hayr Bey İsyanı Işığında Osmanlı-Nusayri İlişkileri”. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi 91 (2019), 43-63. Çelenk, Mehmet. 16-17. Yüzyıllarda İran’da Şiîliğin Seyri. Bursa: Emin Yayınları, 2016. Dalkıran, Sayın. “Târih-i Cevdet’te İslam Mezhepleri II (Dürzîlik ve Nu- sayrîlik)”. A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 21 (2003), 201-217. Ekinci, Mustafa. Anadolu Aleviliği’nin Tarihsel Arka Planı. İstanbul: Beyan Yayınları, 2010. Erkan, Ümit. Osmanlı’da Kızılbaş Ayaklanmaları (16.Yüzyıl). İstanbul: Okur Tarih Yayınları, 2020. İSLAM VE YORUM VII122 Gökbilgin, M. Tayyib. “Dürzîler”. İslam Ansiklopedisi. 672-680. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1977. Gömbeyaz, Kadir. İslam Literatüründe İtikâdî Fırka Tasnifleri. Bursa: Ulu- dağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015. Guest, John S. Yezidilerin Tarihi Meleké Tawus ve Mıshefa Reş’in İzinde. çev. İbrahim Bingöl. İstanbul: Avesta Basın Yayın, 2007. İnalcık, Halil. “Timar”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 41/168- 173. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2012. Kalaycı, Mehmet. “Osmanlı’da Eşarilik-Maturidilik İlişkisine Genel Bir Bakış”. İlahiyat Akademi Dergisi 5 (2017), 113-128. Kalaycı, Mehmet. Tarihsel Süreçte Eşarilik Maturidilik İlişkisi. Ankara: An- kara Okulu Yayınları, 2013. Kaplan, Doğan. Safeviler ve Kızılbaşlık. Ankara: Gece Kitaplığı, 2014. Kreyenbroek, Philip G. Avrupa’da Yezidilik. çev. Hikmet İlhan. Avesta Basın Yayın, 2011. Kummî, Ebû Halef el-Eşʻarî. Kitâbü’l-makâlât ve’l-fırak. nşr. Muhammed Cevad Meşkûr. Tahran: Matbaatü Haydarî, 1963. Kutlu, Sönmez. Mezhepler Tarihine Giriş. İstanbul: Dem Yayınları, 2008. Menzel, Thomas. “Yezidiler”. İslam Ansiklopedisi. XIII/415-423. Milli Eğitim Basımevi, 1986. Nevbahtî, Ebû Muhammed b. el-Hasan b. Mûsâ. Fıraku’ş-Şîa. nşr. es-Seyyid Muhammed Sâdık. Necef: el-Matbaatü’l-Haydariyye, 1936. Ocak, Ahmet Yaşar. Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalen- derîler (XIV-XVII Yüzyıllar). Ankara, 1999. Ocak, Ahmet Yaşar. Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler 15-17. Yüzyıllar. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2013. Ortaylı, İlber. “Alevîlik, Nusayrîlik ve Bâb-ı Âlî”. Tarihî ve Kültürel Boyutla- rıyla Türkiyede Alevîler Bektaşîler Nusayrîler. 35-46. İstanbul: Ensar Neşriyat, 1999. Öğe, Furkan Ramazan. İmparatorluk Çağında Osmanlı Mezhepler Tarihi Yazıcılığı: 15-16. Yüzyıl. Sakarya: Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2022. OSMANLI DEVLETI’NIN FARKLI MEZHEPLERE BAKIŞI (16. YÜZYIL) 123 Öz, Mustafa. “Dürzîlik”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 10/39- 48. TDV Yayınları, 1994. Öz, Mustafa. “Nusayriyye”. Tarihî ve Kültürel Boyutlarıyla Türkiyede Alevîler Bektaşîler Nusayrîler. 181-193. İstanbul: Ensar Neşriyat, 1999. Sever, Erol. Yezidilik ve Yezidilerin Kökeni. İstanbul: Berfin Basın Yayın, 2006. Sümer, Faruk. Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türkle- rinin Rolü. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1999. Şehristânî. el-Milel ve’n-Nihal: Dinler, Mezhepler ve Felsefî Sistemler Tarihi. çev. Mustafa Öz. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2015. Şenzeybek, Aytekin. Ana Kaynaklarına Göre Dürzîlik. Bursa: Emin Yayın- ları, 2012. Şenzeybek, Aytekin. “Başlangıçtan Günümüze Dürzîlik”. Necmettin Erba- kan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 31/31 (01 Ağustos 2011), 175-217. Şenzeybek, Aytekin. “Suriye’de Dürzi-Nusayri-İsmaili ve Sünni İlişkileri”. e-Makâlât Mezhep Araştırmaları VI/2 (2013), 469-493. Şerefhan. Şerefname Kürt Tarihi. çev. Mehmet Emin Bozarslan. İstanbul: Ant Yayınları, 1971. Tan, Muzaffer. “Geçmişten Günümüze Dürzîlik”. e-Makâlât Mezhep Araş- tırmaları 5/2 (2012), 61-82. Tekindağ, M. C. Şehabeddin. “Dürzî Tarihine Dair Notlar”. Tarih Dergisi 7 (1954), 143-156. Tekindağ, M. C. Şehabeddin. “Dürzîler”. İslam Ansiklopedisi. 665-672. İs- tanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1977. Torî. Bir Kürt Düşüncesi Yezidilik ve Yezidiler. İstanbul: Berfin Basın Yayın, 2000. Toru, Ümit. Olgu ile Kurgu Arasında Eşʻarî Geleneğin Şiîlik Algısı. Ankara: Astana Yayınları, 2020. Turan, Ahmet. Yezidiler Tarihçeleri Coğrafi Dağılımları İnançları Örf ve Adetleri. Ankara: Hitabevi Yayınları, 2015. İSLAM VE YORUM VII124 Türkel, Rifat. İnanç Esasları Açısından Nusayrîlik-Alevîlik Mukayesesi. İs- tanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Osmanlı Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2011. Üzüm, İlyas. “Nusayrîlik”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 33/270-274. İstanbul: TDV Yayınları, 2007. Yazıcı, Tahsin. “Şah İsmail”. İslam Ansiklopedisi. İstanbul: Milli Eğitim Ba- sımevi, 1979. Yıldız, Tuba. Geleneğin Hukuku Osmanlı’nın Adaleti Dürzîler ve Mârûnîler. İstanbul: Vadi Yayınları, 2020.