115 MAKALE ARTICLE ISSN: 1306-8253 eISSN: 2147-9895 Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International (CC BY-NC 4.0) Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY Güz - Eylül 2023, Sayı 107, 115-178. Geliş Tarihi/Received: 08.03.2023 Kabul Tarihi/Accepted: 13.04.2023 https://doi.org/10.60163/hbv.107.007 KAYNAKLAR IŞIĞINDA BURSA’DA BİR HORASAN ERENİ: ABDAL MURAD SULTAN, TÜRBE VE TEKKESİ A HORASAN ERENE IN BURSA IN THE LIGHT OF DOCUMENTS: ABDAL MURAD SULTAN TOMB AND LODGE FAHRİ MADEN Sorumlu Yazar/Correspondence HÜMEYRA KARABIYIK Öz Anadolu’da Horasan’dan gelen ve bölgenin fethinde önemli rol oynayan pek çok Abdalan-ı Rum ereni bulunmaktadır. Bursa’nın fethine katılan erenlerden biri Abdal Murad Sultan’dır. Abdal Murad Sultan şehrin fethinden sonra Uludağ eteklerinde Orhan Gazi’nin desteğiyle tekkesini kurmuştur. Filidar (Filedar) Köyü başta olmak üzere tekke vakfına mülkler vakfedilmiştir. Elimizdeki kaynaklar Abdal Murad Tekkesi’nin XVII. yüzyıla kadarki faaliyetleri hakkında detaylı bilgi vermemektedir. Abdal Murad Tekkesi'yle ilgili ilk detaylı bilgiler Evliya Çelebi’ye aittir. Onun şahitliğine göre tekkede Bektaşi dervişleri muazzam büyüklükteki tekke mutfağında misafirlere hizmet vermişlerdir. Tekkenin bulunduğu bölge padişahların ve ileri gelen ayanların gelip ziyaret ve istirahat ettikleri, şehre nazır bir mesire yeriydi. Arşiv vesikaları, XVIII. yüzyılda tekkede görev yapan Bektaşi tekkenişin ve türbedarlar hakkında az da olsa bilgi vermektedir. Bektaşiliğin 1826 yılında yasaklanması üzerine Abdal Murad Tekkesi yıktırılmış, bırakılan türbe mahallinin idaresi Nakşi şeyhlere devredilmiştir. XIX. yüzyıl boyunca Abdal Murad Tekkesi’nde Bektaşi-Nakşi mücadelesi baş göstermiştir. İstanbul Karyağdı Baba Tekkesi postnişini Necib Baba’nın gayretleriyle tekke yeniden Bektaşi idaresine alınmıştır. Abdal Murad Tekkesi tüm tekke ve türbelerin kapatıldığı 1925’ten sonra kaderine terk edilip bakımsız kalmış, 1933’te yıkılmıştır. Geride yalnızca Abdal Murad Sultan ile oğlu Abdal Mehmed’in mezarı kalmıştır. Yıkılan tekkenin yerine Cumhuriyet döneminde camii yaptırılmıştır. Bu çalışmada Bursa’da tasavvufi hayatta önemli yeri olan Abdal Murad Tekke, Türbe ve vakfının tarihi serüveni ana kaynaklar ışığında aydınlatılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bursa, Abdalan-ı Rum, Bektaşilik, Abdal Murad, Necib Baba, Filidar Köyü. Abstract There are many Abdalan-ı Rum saints in Anatolia who came from Khorasan and played an important role in the conquest of the region. One of the saints who participated in the conquest of Bursa is Abdal Murad. After the conquest of the city, Abdal Murad established his lodge on the slopes of Uludag with the support of Orhan Gazi. Properties were donated to the lodge foundation, especially in Filidar Village. Sources do not give detailed information about the activities of Abdal Murad Lodge until the 17th century. The first detailed information about Abdal Murad Lodge belongs to Evliya Celebi. According to his testimony, Bektashi dervishes served the guests in the enormous kitchen of the lodge. The region where the lodge was located was a recreation area overlooking the city, where notables came and rested. Archive documents give little information about Bektashi officials who worked in the lodge in the 18th century. After Bektashism was banned in 1826, Abdal Murad Lodge was demolished, and the administration of the mausoleum, which was left, was handed over to the Nakshi sheiks. During the 19th century, the Bektashi-Nakshi struggle broke out in the Abdal Murad Lodge. With the efforts of Necib Baba, the furnishing of the Istanbul Karyagdi Baba Lodge, the dervish lodge was again taken under the Bektashi administration. Abdal Murad Lodge was left to its fate after 1925 and was neglected, and was demolished in 1933. The graves of Abdal Murad and his son Abdal Mehmed remained behind. A mosque was built in place of the destroyed dervish lodge during the Republican period. In this study, the historical adventure of Abdal Murad Lodge, Tomb and foundation, which has an important place in mystical life in Bursa, is illuminated in the light of main sources. Keywords: Bursa, Abdalan-i Rum, Bektashism, Abdal Murad, Necib Baba, Filidar Village. https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0/ https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0/ https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD https://orcid.org/0000-0002-8529-9165 https://ror.org/05mskc574 https://orcid.org/0000-0001-9739-3709 https://ror.org/01x8m3269 116 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Giriş Abdal Murad Sultan’ın hayatına, kurduğu tekkesine ve faaliyetlerine muhtelif araştırmalar içerisinde kısmen değinilmiştir. Ancak bu konuda başlı başına bir makaleye tesadüf olunmamaktadır. Sözünü ettiğimiz araştırmalar Abdal Murad Sultan’ın destansı hayatı ve faaliyetleriyle sınırlı kalmıştır. Bursa’da teşkil ettiği tekke ve adına kurulan vakfın XIV. yüzyıldan sonraki süreci hakkında kısa bazı bilgilerin dışında arşiv belgeleri, seyahatnameler veya salnameler gibi birinci elden kaynaklar dikkate alınarak bir kurumsal tarih çalışması bulunmamaktadır. Yaptığımız bu çalışma ile Abdal Murad Tekkesi’nin geçirdiği tarihi evreler aydınlatılmış, böylece hem Bursa’nın kentsel tarihi hem de tekkeler gibi sosyal hayatta önemli roller üstlenmiş kurumlardan birinin daha karanlıkta kalmış yönleri gün yüzüne taşınmış olmaktadır. Osmanlı arşivi ve vakıflar arşivindeki kayıtlar Abdal Murad Tekke ve vakfının XVII. yüzyıldan başlayarak XX. yüzyıla kadar olan faaliyetleri ve buradaki gelişmelere ışık tutmaktadır. “Abdal” kelimesi ve tabiri “derviş”, “eren” ve “evliya” karşılığı olarak kullanılmıştır. Sözlük anlamı olarak “bedel” kelimesinin çoğuludur. Manevi varlıklarını, ruhlarını maddi vücutlarına bedel ettikleri, hiçliği ve fakirliği seçtikleri için bu unvanla anılan zatlardır. Bu zatlar kalbi safileşmiş, halktan beklenti duymadan, sırf Allah için halka faydalı olanlardır. Bektaşi meşrep Kalenderi dervişler için de kullanılan bir tabirdir. Anadolu’yu Türkleştiren, Horasan erenleri ve derviş zümreleri için de “Abdalan-ı Rum” tabiri kullanılmıştır (“Abdal”, 1977, 7-9). Bursa şehrinin fethinde, Türkleşmesinde ve Türk mahallelerin oluşmasında Horasan erenleri kolonizatör rol oynamışlar (Barkan, 1942, 279-386), ayrıca Abdal Murad Sultan bölgenin fethedilmesinde lojistik destek de sağlamıştı (Şahin, 2007, 104). Kentte yer isimlerine ve yapılara bu zatların adları verilmiş ve günümüze kadar yaşamaya devam etmiştir. Konumuz olan Abdal Murad Sultan da kendi adıyla anılan tekkeye ilave olarak manevi kimliğinin de etkisiyle cami, köy,1 mahalle (Sevim, 1996, 149; Yahşi, 1998, 25),2 köprü3, mesire yeri (Yıldırım, 2013, 701; Kumaş, 2011, 66, 105), sahra (kır)4 gibi Bursa’nın dokusuna sirayet eden yapı ve alanlara isim babası olmuştur. Diğer erenler gibi doğum ve vefat tarihi net tespit edilemeyen (Hızlı, 2018, 28) Abdal Murad’ın Bursa’nın fethini kolaylaştırıcı hizmetleri olmuş, bir görüşe göre fethe katılan dervişlere önderlik etmiştir (Fındıkoğlu, 1953, 3-4). Ayrıca fetih sırasında henüz topun kullanılmaya başlanmadığı bir zamanda, “Bizanslılar elindeki Bursa kalesini tahrip etmek için tepelerden yuvarladığı kayalar, kale sakinlerini büyük korkulara sevk etmiş, bu ve benzer hizmetleri karşılığında kendisine Filidar/Filedar (Gündoğdu) Köyü bağışlanmıştır.” (Muhammed, 2022, 7). Fetihten sonra da bu hizmetleri devam etmiş, örneğin sahillerde ortaya çıkıp halkı tedirgin eden ve korkutan büyük yılanları öldürerek destanlaşmıştır (Erginli, 2002, 1 Raif Kaplanoğlu’na göre Uludağ eteklerinde yer alan Abdal Murad mesire yerinin kayıtlara köy olarak da kaydedildiğini, hatta Sultan I. Murad’ın vakfı olduğunu ileri sürülmektedir (Kaplanoğlu, 2001, 5). 2 “…mahruse-i Burusa’da defin-i hak-ı ıtırnak olan Abdal Mehmed Kuddise Sırrehü’l-âli Hazretlerinin nâm-ı alilerine mensub mahallede bi’l-misafire sakin Çamşir Süleyman Efendi ibn Halil…” (Bursa Şer’iyye Sicili, nr. 3956, 12). 3 “Burusa şehrinde harâb olan köprülerden Abdal Murad Köprüsü’nün tastir-i mecrâsı…” (BOA, A.MKT. MVL, 112/73). 4 Arşiv kayıtlarında Abdal Murad Sahrası olarak söz edilen, Abdal Murad Tekkesi yakınlarında olduğu anlaşılan Naib Deresi isimli mevkide, muhacirlerin yerleşik olduğu Paşa Mahallesi’nde 1886 yılında yeni bir mescit inşa edilmiştir (BOA, EV.MKT.CHT, 417/2). https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 117 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY 178). Bursa’nın fethinden önce gelip yerleştiği Uludağ eteklerindeki yerde fetihten sonra Sultan Orhan’ın da desteğiyle tekkesini kurup hizmetini devam ettirmiştir. Bu hizmetlerden en önemlisi Sultan Orhan tarafından kendisine bağışlanan Filidar (Filedar) Köyü’nde şenlendirme ve iskân politikasını sürdürmüştür (Erginli, 1995, 38). Bektaşilere göre Abdal Murad Baba Horasan’da dünyaya gelmiş, veli, zahit ve mücahit bir zat olup Anadolu’ya Hacı Bektaş Veli ile birlikte gelmiştir. Bektaşilikte halife makamına ulaşan Abdal Murad Baba’nın diğer Horasan erenleriyle verdiği destek ve onların maneviyatları bereketiyle Sultan Orhan İslam topraklarını genişleten fetihlerde başarı elde etmiştir (Çift, 2013, 130). Ancak Abdal Murad Sultan’ın Anadolu’ya Hacı Bektaş Veli ile birlikte geldiği bilgisi kronolojik olarak mümkün görünmemektedir. Keza Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişi ile Abdal Murad Sultan gelip Bursa’ya yerleşmesi ve Bursa’nın fethine katılması arasında neredeyse bir asırlık zaman farkı bulunmaktadır. Abdal Murad Sultan’ın Bektaşilikle ve Hacı Bektaş Veli ile birlikte anılmasında, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda yetişen ve Hacı Bektaş Veli’nin düşünce ve inancını temsil eden Abdal Musa ile temasından kaynaklandığı düşünülebilir. Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda yetişen Abdal Musa, Orhan Gazi’ye desteğe gelmiş ve Bursa’nın fethine katılmıştır. Bu dönemde Abdal Murad ile temasları dolayısıyla etkileşim gerçekleşmiştir. Abdal Murad Sultan’ın yerleşip tekkesini kurduğu yer Bursa şehrine nazır, yüksek ve mesirelik alandaydı. Dolayısıyla Abdal Murad Sultan burayı iskân ederek ahalinin kullanımına sunmuş, insanların gelip dinlenme, gezinti ve eğlence alanı olarak kullanmasına olanak sağlamıştır. Bursa’ya geldiğinde yerleştiği bölgeye fetihten sonra tekkesini tesis etmiş, bölge halkıyla da iyi ilişkiler kurarak bölgeyi İslamlaştırmaya gayret etmiştir (Kaplanoğlu, 1998, 57). Lamii Çelebi (v. 1532) Bursa’nın tabii güzelliklerini tanıttığı Şehrengiz-i Bursa adlı manzum eserinde “Arsa-i Abdal Murad” başlığı altında burayı bir ziyaretgâh, sahn-ı işret (eğlence yeri) ve meserret (sevinç) yeri olarak anlatmaktadır. Lamii Çelebi’nin anlatımı şöyledir: “Yine Abdal Murad’un fezâsı Bakacak gibi hoş demdür havası Zeminden hükmeder çerh-i berine Nigindür kalenin engüşterine Güneş ucun (evcin) görüp düşmüş zevâle Felekveş şehre olmuşdur havâle Ziyaretgâhtır hem sahn-ı işret Olur ol yerde her yüzden meserret” (Yurtsever, 1984, 112-113; Akkuş, 1987, 103). 1. Horasan Ereni Abdal Murad Sultan ve Kerametleri Kaynakların ve sözlü geleneğin verdiği bilgilere göre Abdal Murad aslen Buharalıdır (Baldırzâde, 2000, 87).5 Avrupalı seyyahlardan Bernard ise onun Azerbaycan’dan geldiğini belirtmiştir (Yıldırım, 2013, 1681). Doğum tarihi tespit edilememiştir. Beliğ’e göre Bursa’nın fethinden önce oğlu Abdal Mehmed ile birlikte Anadolu’ya gelen kırk abdaldan biridir (İsmail Beliğ, 1287, 212). Evliya Çelebi, O’nu 5 Bursa’daki Buhara kökenli eren sadece Abdal Murad Sultan değildir. Emir Sultan, Pir Emir ve Ahmed-i İlahi gibi şehrin batısında ve doğusunda -Abdal Murad şehrin güney ucundadır- türbeleri bulunan Buharalı zatlar da bulunmaktadır. Bu itibarla Mustafa Kara şehrin “Buharalılar tarafından kuşatıldığı” düşüncesindedir (Kara, 2018, 9). https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 118 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Orhan Gazi dönemi velileri arasında zikretmektedir. Evliya Çelebi, Abdal Murad Sultan’ı ilim ve hikmet hazinesi, hilm ve ismet (yumuşaklık ve temizlik) sıfatları sahibi, ibadet edenlerin en şereflisi, zahitlerin bizzat kendisi, “şeyh” ve “hazret” unvanlı olarak zikretmektedir. Ayrıca Horasan erenlerinden olup Bursa fethinde bulunmuşlardır. Keramet ehli, Allah’a cezb edilmiş kimse idi (Evliya Çelebi, 1998-II, 26, 31). Abdal Murad Sultan, Aşıkpaşazâde tarafından Abdalan-ı Rum ve Gaziyan-ı Rum şeklinde adlandırdığı manevi gazi ve fatihlerden, Abdalan zümresinin ileri gelenlerinden biridir. Hak rızası için gaza etmiş ve Bursa kuşatması sırasında oğlu Abdal Mehmed ile birlikte gözcülük hizmeti görmüştür (Cengiz, 2013, 43). Fetihten önce gelip Uludağ eteklerinde yerleşen Abdal Murad’ın fetihten önce taşlar yuvarlamak suretiyle kale halkını bezdirdiği rivayet edilmektedir (Şahin, 2007, 289). Diğer Horasan erenleriyle birlikte 1326 yılında Bursa’nın fethinde bulunmuş, askere maddi ve manevi destek vermiştir. Rivayete göre Abdal Murad Bursa’nın kuşatılması sırasında büyük kaya ve taşları yuvarlar, bu taşlar kaleye düşüp surları harap edermiş (Çetin, 2022, 47). Ayrıca kuşatma sırasında kaleyi (Alkaya, 2006, 10) ve Bursa’daki hareketleri gözetleme görevi de görmüştür (Yüce, 2017, 19). Abdal Murad Sultan, Orhan Gazi ile de yakın ilişkiler kurmuştur. Fetihten sonra vefat edip bugünkü türbesine defnedilmiştir (O. F. Köprülü, 1998, 63). Aşıkpaşazâde Buhara asıllı olup Bursa’nın fethinde Sultan Orhan ile birlikte bulunduğunu, vefatından sonra ise Bursa Hisarı içine defnedildiğini söylemektedir (Aşıkpaşazâde, 1332, 200). Bursa’nın kuşatılması sırasında onun Orhan Gazi tarafından bir birliğin başında bulunmaya çağrıldığı da ifade edilmektedir. Böylece şehrin fethinde çok önemli bir katkısı olmuştur.6 Fetih sırasında büyük tahta kılıcı ve merkebi ile Orhan Gazi’ye yardım ettiği ve askerler arasında irtibat sağladığı da belirtilmektedir (Hızlı, 2018, 29). Abdal Murad fetih öncesi ve sırasında Balabancık ile Aktimur kaleleri arasında bilgi alışverişini sağlamıştır (“Bursa”, 1982, 136-137). Şekil 1: Abdal Murad Sultan’nın türbesinden günümüze ulaşan yapılar (1998 yılı) (O. F. Köprülü, 1998, 63). Aşıkpaşazâde’nın “kerameti zâhir olmuş kişilerden” (Aşıkpaşazâde, 1332, 200) dediği Abdal Murad Sultan, Osmanlı arşiv kayıtlarında “kutbü’l-ârifîn gavsü’l- vâsılîn”7 övgüsüyle anılmaktadır. Bu ifadelerin anlamı “irfan bilgisine sahip erenlerin başı, Allah’a kavuşmuş zatların üst mertebesinde olan” demektir. Bu ifadelerden sonra “kuddise sırrühülali,8 sırrühülaziz”,9 “kuddise sırrehülmestân”10 denilerek vefat 6 (https://tarihturklerdebaslar.wordpress.com/2015/04/04/abdal-murad, 2022) 7 BOA, AE.SMST.III, 23/1568. 8 BOA, AE.SMST.III, 23/1568. 9 Bursa Şer’iyye Sicili, nr. 3494, v.23a. 10 Bursa Şer’iyye Sicili, nr. 3956, 12. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 119 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY eden erenlerin ismi anılırken kullanılan “Allah âli ve aziz sırrını takdis etsin” “yüce sırrı mübarek ve temiz olsun” anlamında bir dua cümlesiyle Abdal Murad Baba yâd edilmektedir. Ayrıca belgelerde “defin-i hak-ı ıtırnak olan”11 denilerek sırlandığı toprağın güzel kokulu hale geldiği ifade edilmektedir. Halk arasında ise Abdal Murad’ın pek çok menkıbesi ve kerameti anlatılmaktadır. İnanışa göre bela ve musibetlere duçar olup kurtulmak isteyenler Abdal Murad’ın kabrini ziyaret ettiklerinde Allah’ın izniyle feraha ererlerdi. Yine “sıkıntıdan kurtulmak isteyen ve çeşitli dileği olan kadınların Abdal Murad’ı ziyaret edip çaput bağladıkları belirtilmektedir.” (Alkaya, 2006, 11) Abdal Murad Menakıbı Bursalı bir mutasavvıf olan Hüsameddin Bursevi (v. 1632)12 tarafından hazırlanmıştır. Abdal Murad Sultan’ın kerametleri mezarının bulunduğu, demir parmaklıklarla çevrili alana konulan levhaya da yazılmıştır. Bu kerametlerden ilki Bursa’nın fethi sırasında yaşanmıştır. Kuşatma sırasında askeri birliğin başında bulunmaya davet edilen Abdal Murad o günkü ölçüyle altmış okka ağırlığında, kimsenin eline alıp kullanmaya güç yetiremeyeceği dört arşın (2 metre 64 cm) ağaç kılıçla cenk etmiştir. Hammer “Abdal Murad’ın dört arşın uzunluğunda ağaç bir kılıçtan başka silâhı olmadığı halde hayret edilecek kahramanlık eserleri gösterdiğini” söylemektedir (Hammer, 1985-I, 140). Bu kerameti Abdal Murad Sultan’ın Aliyye’l-Murteza’nın manevi mirasının ve kudretinin temsilcisi olduğuna delil kabul edilmiştir. Zikredilen devasa büyüklükteki kılıçla düşman askerleri ile birlikte yılanları ve vahşi hayvanları da telef etmiştir. Kanuni Sultan Süleyman, Abdal Murad Tekkesi ve Türbesi’ni ziyaret ettiği sırada bu devasa kılıcın üçte birlik kısmını kestirip saray hazinesindeki Hz. Peygamber, halifeler ve büyük askeri komutanların silahlarının yanına koydurmuştur (Baldırzâde, 2000, 89). Kılıcın diğer parçası türbede bırakılmıştır. Bu devasa kılıç ile yılan şeklindeki tunç topuz XVII. yüzyılda türbede mevcut iken XIX. yüzyılın sonlarında ortadan kalkmıştır. Ayrıca Abdal Murad hakkında bilgi veren Evliya Çelebi, Beliğ ve Hasluck sözünü ettiğimiz kılıçla ilgili birbirinden farklı rivayetler nakletmişlerdir (O. F. Köprülü, 1998, 64). Abdal Murad Sultan Bursa’nın fethinde yanından hiç ayırmadığı devasa boyuttaki tahta kılıca bir anlam veremeyen kişilerin istihzalı olarak “bu nasıl bir kılıç böyle?” şeklindeki sorularına, “siz onun ne kadar keskin olduğunu bilemezsiniz” cevabını vermiştir (Hızlı, 2018, 29). Baldırzâde’nin naklettiğine Marmara denizinden çıkan iki ejderhanın kıyıdaki köylere ve kasabalara büyük zarar vermeleri üzerine Orhan Gazi kerametleri dilden dile anlatılan ve Bursa’nın fethinde de faydaları zahir olan Abdal Murad’ı halka zarar veren ejderhaların ortadan kaldırılması için görevlendirmiştir. Bunun üzerine Abdal Murad, deniz kıyısına gidip nara atmış, denizden çıkan ejderhalara elindeki kılıçla birer defa vurarak bunları öldürmüştür. Abdal Murad ejderhaları öldürdüğü sırada orada olaya şahitlik eden Orhan Gazi’nin adamları bu ejderlerin başlarını tunçtan birer kalıba döktürüp, bunlardan birini Abdal Murad Zâviyesinde bırakmışlar, diğerini hazineye götürmüşlerdir (Baldırzâde, 2000, 88-89). 1649 yılında türbede muhafaza edildiği anlaşılan bu topuz ne yazık ki günümüze ulaşmamıştır. Abdal Murad Baba’nın bu tahta kılıç ile bugün türbesine çıkılan yol üzerinde bulunan, ancak şu an kayıp olan büyük bir kayaya vurduğu ve bu kayayı ikiyi böldüğü de rivayetler arasındadır. Yine rivayete göre Bursa’nın fethinin 11 Bursa Şer’iyye Sicili, nr. 3956, 12. 12 Şair ve müellif şahsiyetlerden Hüsameddin Bursevi, Semerkandiye tarikatı şeyhlerindendir. On altı eseri olan bu zat hakkında detaylı bilgi için bkz. (Kara, 1998, 512). https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 120 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE ardından dergâhında inzivaya çekilen Abdal Murad Sultan yiyecek ihtiyaçlarını halkın yardımlarıyla karşılamıştır. Yiyecek ihtiyacı olduğunda eşeğini şehre doğru salar, halk ona saygısından ve hürmetinden gerekli yiyecekleri heybeye koyarlardı.13 Bu konuda Fuat Köprülü’nün rivayetine göre Abdal Murad ihtiyacı olduğunda eşeğini Bursa kalesinin Zindan Kapısı denilen kapısına gönderir, kalede yaşayan Hıristiyanlar da onun kudsiyetine inandıklarından eşeğin heybesine yiyecek koyarlarmış (Köprülü, 1935, 60). Bu durum Abdal Murad Sultan’ın Ömer Lütfi Barkan’ın anlattığı Rum Abdallarının kolonizatör olarak gönül kazanıp İslam’ı yayma politikasının bir tezahürüdür. Bu tür rivayetler Abdal Murad Sultan’ın hem tahta kılıcıyla cenk ettiğini hem de Müslim-gayrimüslim demeden insanlara faydalı işler yaparak gönül kazanma yoluyla bölgenin Türkleşmesine, şenlendirilip mamur bir yurt haline getirilmesine katkı sağladığını göstermektedir. Ayrıca Hıristiyan halk tarafından da ermiş bir zat gözüyle bakılmaya başlanmış, Menthon’un ifadesiyle Abdal Murad zamanla “Hıristiyan keşişlerin yerine geçen ilk Müslüman keşiş” (Kaplanoglu, 2001, 5) haline gelmiştir. Böyle olmakla birlikte Abdal Murad’ın Bursa’nın fethinden önce Bursa kalesini tahrip etmek için tepelerden kayalar yuvarlaması ve kale halkını korkutarak yıldırma politikası izlemesi sebebiyle bölge halkının onun ermiş bir kişi olduğunu kabul etmelerinden daha ziyade ondan korkmalarından dolayı saygılı davrandıkları fikri de dile getirilmektedir (Erginli, 1995, 37-38). Abdal Murad Sultan’ın mezarına konulan levhada zikredilen bir diğer kerameti kıpkırmızı ateş korunu pamuk içine sarıp Doğlu (Dolu) Baba’ya14 göndermesidir. Ateş pamuğu yakmamıştır. Yine mezardaki levhada yazdığına göre türbenin bulunduğu alan mesire yeri olduğundan eğlenmeye gelen ve sarhoş olan biri Abdal Murad Sultan’ın sandukası üzerine çıkıp hayvana biner gibi binmiştir. Bu edepsiz davranışı sergileyen adam dağdan aşağı düşmüş ve ölüsü Bursa ovasında bulunmuştur. Batılı seyyahlar burada medfûn olanların birer Hıristiyan azizi oldukları gibi Abdal Murad’a atfedilen kerametlerin de o azizlere ait bulunduğunu rivayet etmişlerdir. Evliya Çelebi ile yakın zamanda, 1656 yılında Bursa’ya gelen Jean de Thèvenot, Abdal Murad tepesinde Aziz Roland’ın medfun olduğu rivayetini şu şekilde anlatmaktadır: “Söylencelere göre imparator, kızını şifa için Bursa’ya gönderdiği zaman, Müslümanlar Bursa’ya akın yapmışlar. Bunun üzerine babasından yardım istemiş. Babası da ona çok kuvvetli, sağlam ve yiğit bir kişi olan Ronald/Orland yönetiminde yardım göndermiş. Bu kişi Abdal Murad Tekkesi’nde gömülüymüş.” (Kaplanoğlu, 2002, 101). Abdal Murad Türbesi’nin 1701 yılındaki bir başka batılı ziyaretçisi Joseph Pitton de Tournefort da “Kentin yakınında, güneybatı yönündeki bir tepenin üstünde bulunan Türk mescidinde Roland’ın kılıcı olduğu söylenen çok kalın bir kılıç saklı” diyerek türbedeki kılıcın Hıristiyan aidiyetini vurgulamıştır (Yıldırım, 2013, 1680). 13 (https://www.evliyalar.net, 2022) 14 Tıpkı Abdal Murad Sultan gibi Bursa’nın fethine katılan ve askerler susuz kalınca onlara ayran verdiği söylenen zattır. “Doğ-dûğ” Farsça’da ayran anlamına gelmektedir. Bu sebeple Doğlu Baba denilmiştir. Bursalı Beliğ onun adının duadan geldiğini söylemektedir. Bursa yamaçlarında Karabelen mevkiinde dergâhı bulunan Doğlu Baba vefatından sonra oraya defnedilmiştir. Dergâh günümüze ulaşmamıştır. Yalnızca türbe mahalli ve yanındaki tarihi bir çınar mevcuttur. Tarihçi Hammer’in onu Türklerin Ariste’si olarak tanıttığı belirtilmektedir. Muhtemelen Abdal Murad Sultan ile aralarında yaşanan bir hadiseden dolayı bahsettiğimiz pamuk içerisinde ateş gönderme kerameti zuhur etmiştir (Hammer, 1985-I, 139). https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD https://www.evliyalar.net 121 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY Oysa Hammer, Bernard ve Lanuay gibi XIX. yüzyıl seyyahları daha önce buraya gelen gezginlerin türbedeki kılıcın Roland’a ait olduğunu zannederek yanıldıklarını belirtmişlerdir (Yıldırım, 2013, 1681). 1804’de türbeyi ziyarette bulunan Hammer bazı tekrarları da içeren şu bilgileri yazmıştır: “Abdal Murad, Bursa’nın fethine katılmış Horasanlı bir derviştir ve Olympus Dağı’nın eteklerinde, kendi adını taşıyan muhteşem manzaralı bir noktada yer alan manastırı içinde gömülüdür. Manastır’ın içinde Avrupalı seyyahların kafaları karışarak abdal dervişe ait olmakla birlikte çılgın bir şövalyenin demir kılıcı olan Orlando Furioso’nun Durindana’sı zannettikleri ahşap kılıcı saklanmaktadır. Ancak sadece ahşaptan yapılmış olmalarına rağmen böylesi kutsal kılıçlar bu örnekte de olduğu gibi Osmanlı sultanlarına çelik kılıçların yaptığından daha az hizmet sağlamamışlardır. Sultan I. Ahmet bu inancı siyasi menfaati için kullanmak için normalde 3 yarda uzunluğundan olan kılıçtan 1 yarda kestirmiş ve bu kutsal silahın kalan parçasını İstanbul’daki imparatorluk hazineleri arasında kutsal bir yadigâr olarak saklamıştır.” (Yıldırım, 2013, 1681). 1840’da buraya gelen Avrupalı seyyah Bernard ise şu bilgileri vermiştir: “Abdal Murad da, Azerbaycan’dan gelerek, Bursa’nın fethinde hazır bulunmuştur. Uludağ eteklerinde, kendi adını taşıyan düzlükteki tekkede gömülüdür. Bu zatın kullandığı ağaçtan kılıç, hala tekkede mevcuttur. Avrupalı bazı seyyahlar, bu kılıcı meşhur “Dorendana”nın sanarak işi karıştırmışlardır. Birinci Sultan Ahmet, bu kılıcın bir miktarını kestirmiş ve “Hazine-i Hümayun”a koydurmuştur.” (Yıldırım, 2013, 1681). 1880 yılında türbeyi ziyaret eden Lanuay seyahatnamesine şu ifadeleri yazmıştır: “Mezarda zatın ağaçtan yapılmış bir kılıcı bulunur. Pek çok Avrupalı gezgin bu kılıcı ünlü Şarlman’ın yeğeni Roland’ın kılıcı sanmışlarsa da bu eski bir söylence olup, her iki kılıcın birbiriyle hiçbir ilişkisi yoktur. Sultan I. Ahmet, gerçek kılıcın bir miktarını kestirip, hazineye gelir sağlamıştır.” Sonraki gelen seyyahlar türbedeki kılıcın Roland ile lakası yok deseler de XX. yüzyılın başlarında F. W. Hasluck bir defa daha Frenkler tarafından “Roland’ın Kılıcı” olarak adlandırılan meşhur kılıcın başlangıçta Bursa’daki hisarın kapısı üzerinde asılı olduğunu ve sonradan savaşçı derviş Abdal Murad ile ilişkilendirilip onun mezarına yerleştirildiğini iddia etmiştir (Hasluck, 1929, 230). Konuyla ilgili diğer Batılı seyyahların rivayetleri aşağıda verilmiştir. Manzum olarak Fatih devri sonuna kadar Osmanlı Devleti tarihini ele alan XVIII. yüzyıl Osmanlı âlimlerinden Ahmet Hasib Efendi (v. 1753) eserinde Abdal Murad ve oğlu Abdal Mehmed’in kerametleri ve faaliyetlerine yer vermiştir. Muhtemelen her iki zatın menâkıbnamelerine (velayetnâmelerine) dayalı olarak hayatlarını manzum bir şekilde ele almıştır. Eserde 2041-2069 sıralı manzumeler Abdal Murad Sultan’a, 2070-2075 numaralı manzumeler ise Abdal Murad Sultan’ın oğlu Abdal Mehmed’e ayrılmıştır. Ahmet Hasib Efendi bu eserinde Abdal Murad Sultan’ın Nakşi müridi olduğunu belirtmektedir. Ancak o dönemde henüz tarikat Nakşi isimiyle ortaya çıkmış değildi.15 Ayrıca Buhara’dan Maveraünnehir, Turan ve İran’dan gezerek yanındaki birkaç “kafadarı” ile Diyar-ı Rum’a gelip Sultan Orhan’ın Bursa’yı fethinde hazır bulunmuştur. 15 Nakşi tarikatı Abdülhalik Gucdüvâni (v. 1179)’ye dayandırılıyorsa da taraikata ismini veren Buharalı Bahaeddin Nakşibend (v. 1389) XIV. yüzyılın sonlarında vefat etmiştir. Dolayısıyla Nakşi tarikatının bu isimle anılması daha sonraki tarihlere denk gelmektedir (Algar, 2006, 335-342). https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 122 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Abdal Murad Sultan’ın anlattığı eşeğini şehre salıp halkın heybesine yiyecek koyması ve sapan ile taş atıp küffarın yapılarını tahrip etmesi gibi kerametlerini, türbesindeki kılıcı haber vermesinden başka Battal Gazi neslinden olup cesâmette ve fazilette Abdal Murad Sultan’ın Battal Gazi’den noksanı bulunmadığını söylemektedir. Ahmet Hasib Efendi, Abdal Murad Sultan’ın Orhan Han zamanında vefat ettiğini, mezarının ise şehir ayanının her sene temaşaya çıktıkları yüksek bir yerde yer aldığını söylemektedir. Hasib Efendi nazmını “Hüda kabrini nurlandırsın” satırlarıyla sonlandırmaktadır. Abdal Murad Sultan’ın hayatı ve kerametlerine bu şekilde yer verdikten sonra oğlu Abdal Mehmed hakkında da kısa bilgi vermiştir. Onun diğer adı Seyyid Nasiriddin’dir. Buhara’da nesli devam etmektedir (Ahmed Hasîb Efendi, 2021, 275-278). Abdal Murad Sultan’ın oğlu Abdal Mehmed’in mezarı yan yanadır. Bursa’da II. Murad döneminde yaşayan, keramet ehli Abdal Mehmed -vefatı XV. yüzyılın ikinci yarısı-isminde bir başka eren daha bulunmaktadır. Araştırma eserlerde bu iki zat birbiriyle karıştırılmıştır. Oysa bu iki zatın yaşadıkları devir aynı değildir (Uludağ, 1998, 63). Ayrıca sözünü ettiğimiz ikinci Abdal Mehmed adına II. Murad tarafından yaptırılan cami, türbe, çeşme ve hazire günümüzde de varlığını Bursa Osmangazi ilçesi Demirtaşpaşa Mahallesi Tahal Caddesi No 40’da devam ettirmektedir. 2. XVI, XVII ve XVIII. Yüzyıl Seyyahlarının Dilinden Abdal Murad Sultan Abdal Murad Sultan’ın tarihi süreçte yerli ve yabancı çok sayıda seyyah ziyaretçisi olmuştur. 1588’de türbenin ilk ziyaretçisi Seyyah Lubenau’dur. Seyyahın izlenimleri şöyledir: “Şehrin kapısında Roland’ın büyük kılıcı asılı duruyor. Türkler onun da bir Türk olduğunu ve Orhan’a şehrin ele geçirilmesi sırasında yardım ettiğini iddia ediyorlar ve bu kılıca çok önem veriyorlar… Kenti gezerken halk tarafından Abdal Murad diye adlandırılan bir azizin mezarını da ziyaret ettik. Türkçede abdal, aklı başında olmayan anlamına geliyor. Ama Türklere göre aynı zamanda ‘kendini Tanrı’ya adamış’ da demek. ‘Murad’ın Latince karşılığı Desiderius, Yunancası Erasmius, Almancası da, çok sevilen, arzulanan anlamında. Türkler bu azizlerinden Seitih (Şeyh) Abdal Murad diye söz ediyorlar. Mezarı oldukça yüksek bir tepenin üstünde ve çok hoş bir yerde. Buradan Bursa kenti tüm çevresi ile birlikte görülüyor ve eni ile boyu bir büyük Alman mili kadar olan özel vadi seyredilebiliyor. Bana anlattıklarına göre, Abdal Murad, Sultan Orhan’ın Bursa kentini fethettiği sırada ordusunda savaşan bir kumandanmış. Mezarın yanı başında kaba bir dana derisine sarılı olağanüstü büyük ve geniş bir kılıcı hala muhafaza ediliyor. Sekiz büyük karış boyunda ve rahat bir karış genişliğinde olan kılıcın kını da özeldi ve insanın iki eliyle bile zor kaldırabileceği kadar ağırdı. Türklerin Derviş dedikleri ve birer aziz gibi saydıkları kişiler bu kılıcı zaman zaman buradan alıp kutsal bir eşya olarak şehir şehir dolaştırıyorlar ve bağış topluyorlar. Onların iddialarına göre, Abdal Murad bu kılıcıyla bir kayayı ikiye bölmüş. Kentten mezara gidip gelirken önünden geçilen bu çatlak kayayı ziyaretçilere gösteriyorlar. Fakat aslında bu çatlakların kılıç darbesiyle değil doğal olarak meydana gelmiş olduğu da açıkça belli oluyor. Böyle bir rivayetin yayılmasındaki amaç, mezarı ziyarete gidenlerin, ister Türk olsun, ister Hıristiyan veya Yahudi, kadın veya erkek, mezarın başında içlerinden tuttukları niyetin gerçekleşeceğine güvenmeleridir… Bize ağırlığı belki 24 Pfund’da (12 kg) fazla olan bir gürz de gösterdiler. Tepesinde pirinç madeninden dökme, dört ayağı üstünde duran bir aslan figürü vardı, kulpu da aynı madendendi, sapı ise demirdendi. Gürz bir adamın tek eliyle kolay kolay kaldıramayacağı kadar ağırdı. Söylediklerine göre bu gürz Abdal Murad’ın savaşta kullandığı silahmış. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 123 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY Bakalım bir bitki kökünü görüp gürz sandığımı ve uydurma tarifler yaptığımı iddia eden iftiracılar buna ne diyecekler? Ayrıca taneleri küçük birer meyve büyüklüğünde olan kırmızı mercandan yapılma bir tespih de gördük. Ucunda altın bir çerçeve içinde aynaya benzer bir taş asılıydı. Bunun özel bir taş olduğunu söylediler.” (Yıldırım, 2013, 1680). XVII. yüzyılın ilk yarısının (1632 yılında) yerli şahidi ve yazarı Kâtip Çelebi’dir. O da Bursa’yla ilgili verdiği bilgide Abdal Murad’a yer vermiştir. Kâtip Çelebi’nin verdiği bilgiler sınırlı da olsa Abdal Murad’a taalluk eden satırları şöyledir: “Keşiş Dağı eteklerinde Abdal Murad denen bir mesiresi vardır. Kaleden yukarda geniş bir meydanda olup kale ve şehir ovasına bakar, ağaçlıklı ve bol suludur. Burada Abdal Murad mezarı ve tekkesi vardır. Karanfil adı verilen diğer bir mesire yerinin içinden Alişir suyu geçer.” (Yahşi, 1998, 46) XVII. yüzyılda Abdal Murad Baba’nın türbesinin yerli ziyaretçilerinden biri Evliya Çelebi’dir (Evliya Çelebi, 2001, 141). Evliya Çelebi’nin buraya dair verdiği zengin betimlemeler -muhtemelen 1640 yılına ait- o dönemde tekkedeki yaşantıya ve tekkenin fonksiyonlarına ışık tutmaktadır. Abdal Murad Sultan başlığı altında verdiği bilgilere göre Abdal Murad Sultan Türbesi şehrin güneyinde, Bursa’yı gören yeşillik ve iki tarafı ağaçlık bir alanda, bir mesire ve etraf seyredilen yerde bulunmaktaydı.16 Buradaki tekke bir Bektaşi merkezi, yani “âsitâne‑i Âl‑i Abâ” idi. Orhan Gazi’nin yaptırdığı tekkede yalın ayak, başıkabak, maharetli, güçlü, kuvvetli, ilahi aşkla ciğeri yanmış, sinesi ateşlenmiş canlar (dervişler) vardı. Buraya gelenlere canı dilden hizmet ederlerdi. Tekkeye binden fazla sahan, tencere, bakır kazan gibi kap kacak ve yeme takımları vakfedilmişti. Burayı ziyaret edenler orada sohbet ve ibadet ederlerdi. Ayrıca Evliya Çelebi Bursa’nın mesire, gezinti ve seyir yerlerini anlatırken sözü yine Abdal Murad Sultan mesiregâhına getirmektedir. Seyyahın bilgilerine göre burası Ruhban Dağı’nın eteklerindeki büyük bir tepe üzerinde bir vadi olup Bursa şehrinin tek tek tüm binaları ve şehrin tamamı görülmekteydi.17 Burası hakkında bilgi veren Hoca Sadeddin Efendi de Orhan Gazi ile Bursa’nın fethinde bulunan Abdal Murad Türbesi’nin mesire yerinde olduğunu bildirmektedir (Hoca Sadedin Efendi, 1279-II, 407; Hoca Sadedin Efendi, 1279-V, 11). Şekil 2: Günümüzde Abdal Murad Türbesi’nden Bursa manzarası. 16 “Bursa’nın cenûbu tarafında şehre hâ’il bir tekye‑i hıyâbân içinde medfûndur. Ahâlî‑i Bursa'nın teferrücgâhıdır ve seyyâhân‑ı berr u bihârın dahi mesîregâh‑ı geh-gâh'ıdır.” (Evliya Çelebi,1998-II, 31) 17 “Tekye‑i Abdâl Murâd Sultân: Bursa'ya havâle çemenzâr ve hıyâbân‑ı kûyâh, bir teferrücgâh [u] mesîregâh, âsitâne‑i Âl‑i Abâ, ya‘nî tekye‑i Bektâşiyândır. Pâ-bürehne ve ser-bürehne, zeber-dest, tüvânâ, aşk‑ı İlâhî ile ciğeri büryân, sînesi sûzân olmuş cânlar vardır kim teferrüce varan cânlara dil u cân ile rû-mâlîde edüp hizmet ederler. Bu tekyeyi Orhân Gâzî binâ etmişdir. Binden mütecâviz sahan ve tencere ve kazgân-ı bakır âvânî vakfı vardır. Cümle ehl‑i ziyâret anda sohbet edüp ibâdet ederler.” (Evliya Çelebi,1998-II, 14) https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 124 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Seyyah Abdal Murad Tekkesi’nin bulunduğu mesire, dinlenme ve yeşillik alanı şöyle anlatmaktadır: “Ve mesîregâh‑ı Abdâl Murâd Sultân: Cebel‑i Ruhbân'ın dâmeninde bir püşte‑i âlî üzre bir vâdîdir kim cümle şehr‑i Bursa ferâde ferâde her âsâr‑ı binâsı nümâyândır. Ve bir çemenzâr‑ı ferah-fezâ zemîni vardır kim sun‘‑ı Perverdigâr ile arzı gûyâ yeşil dühâvî katîfe ile döşenmişdir. Ve bu âsitânede eflâke ser çekmiş çınar‑ı müntehâlar ve kara ağaçlar ve bîd‑i ser-nigûn ve ar‘ar u şimşâd ve servî dırahtları var kim sâye‑i zıll u himâyesinde on bin âdem meks etse kifâyet eder. Ba‘zı dırahtda yaban asmasından ve habl‑i kavîden salıncaklar vardır. Yârân u dilberân‑ı zarîfânlar binüp salınup birbirlerine salıncak kolanı çekerler ve birkaç yerinde mecma‘‑ı zurefâ mastaba soffaları ve namâzgâh soffaları vardır ve matbah‑ı it‘âmlarından mâ‑i cârîler ile kebâb dollâbları vardır. Germâ-nerm âteşde kebâbı su çevirüp bir kebâb olur, âdem çevirmeğe ihtiyâc değildir. Âb u hevâsı ve medd‑i basarı yerinde hoş hevâ bir mesîregâhdır.” (Evliya Çelebi,1998-II, 31) Evliya Çelebi Abdal Murad Sultan’ın şahsı hakkında da bilgiler vermektedir. İlim ve hikmet hazinesi, yumuşak huylu ve masum, ibadette ileri ve nefsine karşı zahit Şeyh Abdal Murad Hazretleri Horasan erenlerinden olup Bursa’nın fethinde bulunmuştu. Allah’a cezb edilmiş ermişlerdendi. Bursa’nın güney tarafında, şehri gören, iki tarafı ağaçlık tekke içerisinde gömülüdür. Hem Bursa ahalisinin hem de karada ve denizde seyahat edenlerin seyir ve mesire yeri olan hazretin nurlu türbesinde üç zira ağırlığında kılıcı vardır. Sultan Ahmet bir zira miktarını kesip uğur ve bereket vesilesi olarak hazineye götürmüştür (Evliya Çelebi,1998-II, 31). Evliya Çelebi Abdal Murad Tekkesi’nde Bektaşi dervişleriyle karşılaştığını haber vermekte, ancak Abdal Murad ile Hacı Bektaş Veli arasında bir ilişkiden söz etmemektedir. Evliya Çelebi’den hemen sonra Abdal Murad Tekke ve Türbesi’ne seyyah Thévenot gelmiştir. 1656 yılına tekabül eden bu seyahatten kalan bilgiler şöyledir: “Prenses Sarrasin’lerin (Müslümanlar) akınlarından fazlasıyla rahatsız olunca, babasından yardım istemiş; o da çok sağlam yapılı, güçlü kuvvetli ve yiğit bir adam olan Roland veya Orland kumandasında yardım kuvveti göndermiş, Roland (veya Orlando) birçok Müslüman’ı öldürmüş. Kentin hemen yakınında bir dağ var, bu dağın tepesinde de içinde bir Türk dervişin yaşadığı bir türbe bulunuyor; bu türbe sağlam duvarlar ve parmaklıklarla korunuyor, ama dervişin eline birkaç akçe sıkıştırınca içeri girmeme izin verdi ve adı geçen Roland’a ait olduğu söylenen yedi parmak enindeki kılıcı bana gösterdi; kılıcın sadece ağzı dört ayak uzunluğunda, tek başına kabzasının boyu ise bir ayağı buluyor; bunun kılıç ağzının sadece yarısı olduğunu ve diğer yarısının padişahın hazinedarında durduğunu söylüyorlar; ama bu kadarı bile öyle ağır ki insan tek eliyle tutunca başkaca bir hareket yapmasına imkân kalmıyor. Bu kılıcın yanında aynı Roland’ın gürzü duruyor; başparmağın iki katı kalınlıkta, yaklaşık üç ayak uzunlukta demir bir sopa bu; kabzası bakırla kaplanmış, bu da onu iyice kalınlaştırıyor, gürzün ucuna ise bakırdan kocaman bir aslan takılmış. Yine bu türbenin içinde, üzerlerinde siyah kadife örtü serilmiş ve uçlarında birer sarık bulunan iki sanduka yer alıyor; bu sandukalarda Roland ile oğlunun naaşlarının bulunduğunu söylüyorlar; onların inancına göre her ikisi de Müslüman’mış. Bahsettiğim kılıç ile gürzü bu sandukaların hemen önündeki bir masanın üzerinde tutuyorlar.” (Yıldırım, 2013, 1680). XVIII. yüzyılın sonlarında 1793’de Bursa’ya bir seyahat düzenleyen Ignaz von Brenner, Abdal Murad Türbesini şehirde ilk ziyaret edilmesi gereken yer olarak ifade etmektedir. Brenner’in türbeye dair aktardığı bilgiler şöyledir: https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 125 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY “İlk olarak ziyaret edilmesi gereken yer burada çok fazla saygı gören Abdal Murad adında bir Türk azizinin kentin üstündeki hoş bir tepeden aşağıya bakan türbesi yani mezar yeridir. Bu dini bütün münzevinin yanında, kardeşçe bir uyum içinde mezarının uzunluğundan olmasa bile sözde silahlarının boyutundan çıkartılabileceği üzere doğaüstü bir güçte olan ünlü bir kahramanın ölümlü kalıntıları yatar. Ancak bu yalnızca onun Topuz’unun ahşap bir modelidir. Topuz: Gürz, sopa silahı. Kalın, silindir biçimli, yaklaşık bir topla sona eren iki feet uzunluğunda bir değnek. Değerli metallerden yapılır ve hatta asaletin derecesine göre mücevherlerle süslenir. Ayrıca bizim eski asamızı da karşılar. Bir atlının tam silahlanması için kılıç ve topuz eyer süngüsünün her iki tarafına asılırdı. Birkaç feet uzunluğunda ve birkaç inç genişliğindeki kılıcının şimdi yalnızca kılıfı mevcuttur. Ünlü Roland’ın kalıntılarını burada bulma hayali, mezarın üstünden bulunan ve emirlerin kendilerine özgü, ayrıcalıklı işaretleri olan yeşil türbanlar nedeniyle ortadan kalkar. Constantinople ve Jerusaleme’e yaptığı efsanevi yolculuğu sırasında büyük Karl’a eşlik eden Fransız şövalyesi bilindiği gibi Hz. Muhammed’in ne bir müridi ne de onun soyundan gelen birisidir. Her kimin olursa olsun, bu anıt mezarın konumundan daha hoş bir şey hayal edilemez. Keyif verici çiçekli koridor, yakınlarındaki huzur verici ağaç koruluklarının serin gölgesi, karanlık labirente benzer yolu, esen rüzgârlarla yaprakların hışırdaması, tüylü ahalisinin (kuşların) cıvıltıları, ferahlık veren pınarı… Burada her şey bu latif, melankolik hisleri uyandırır ve benzersiz doğanın Yaratıcısını akla getirir.” (Yıldırım, 2013, 1680-1681). Brenner, Bursa’da Abdal Murad Sultan hakkında işittiği hayatından bazı kesitleri ve kerametlerini kendi zihninde yorumlayarak anlatmaktadır: “Bu mucize adam hakkında Bursa’da çok şey anlatılırdı. Şimdi mezarının bulunduğu tepede yaşamış ve münzevi bir yaşam sürdürmüştür. Hücresini asla terk etmemiştir. Acıktığında gri eşeğine bir işaret verir ve o da hızla yol alarak sırtındaki heybesiyle kente girerdi. Dini bütün Müslümanlar da ona büyük miktarda erzak ve çok lezzetli yiyecekler temin ederlerdi. Bir gün sabırsız hayvan boş biçimde geri döndü. Kentlilerin bu nezaketsizliğine öfkelenerek kudretli elleriyle onların üzerine çok büyük kaya parçaları fırlattı ve Bursa’yı tamamen bir moloz yığını haline getirmekle tehdit etti. Bu durumdan çok büyük şaşkınlığa düşen ahali derin bir pişmanlık duydular ve keşişin sinirini sakinleştirmek için yeni bir tedarik sağlayacaklarına yemin ettiler. Bize kentte muhtemelen yüzlerce kilo ağırlığında olabilecek bu kaya parçalarından bazılarını gösterdiler. Şüphesiz bu mucize adam, bir yer sarsıntısı ya da şiddetli yağmurların neden olduğu bu durumu halk üzerinde bir etki meydana getirmek için bir fırsat olarak kullanmıştır. Ayrıca herhangi bir Abdal Murad’ın öfkesi olmaksızın böylesine büyük dağlarda bu tür hadiseler meydana gelmektedir. Bu arada bu mucizevî adamın bugün hala ateşli hastalıkları iyileştirme gücü olduğuna inanılır. Mezarının çevresindeki servi koruluğu ateşli hastalığa tutulanların iyileşme umutlarıyla oraya astıkları küçük elbise parçalarıyla tamamen çok renkli bir görünüme sahiptir.” (Yıldırım, 2013, 1194-1195). 3. Abdal Murad Baba Tekkesi ve Vakfı Abdal Murad Tekkesi ve Türbesi Bursa’ya18 karşı yüksek bir tepe üzerindeki gezinti yerinde ve çimenlik alanda kurulmuştur. Burası Alacahırka semtinin yukarısında, kireç ocağının üst tarafında olup günümüze bazı kalıntıları kalmıştır (O. F. Köprülü, 1998, 64). 18 Abdal Murad isminde bir başka zaviyenin Samsun Çarşamba’da bulunduğu tespit edilmektedir. Bu zaviye Kadiri tarikatı meşayihi tarafından idare olunmaktaydı. Ayrıca Yukarı Karaağaç Bükü Köyü’nün bu zaviye vakfı dâhilinde olduğu anlaşılmaktadır. Çarşamba Abdal Murad Zaviyesi vakfının 1847-1849 yıllarında üç senelik geliri 1.740 kuruş kadardı (VGMA, Defter nr.4641, 187; BOA, EV.MH, 969/22; BOA, EV.MKT.CHT, 86/27; BOA, EV.MH, 1157/9). https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD http://www.evliyalar.net/?p=4716 http://www.evliyalar.net/?p=4716 126 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Bugün Abdal Murad Türbe ve Camii, Osmangazi İlçesi Alacahırka Mahallesi Atabey Sokak No 4’de yer almaktadır. Bazı eski kaynaklarda tekke ve türbenin bulunduğu yer Bursa’ya nâzır Uludağ’ın yamaçlarında Alişir Deresi yakınlarında şeklinde tarif edilmektedir (Çift, 2013, 130). Hammer de zaviyenin Keşiş Dağı zirvesinden gelen Alişir ırmağı üzerinde olduğunu söylemektedir (Hammer, 1985-I, 139). Abdal Murad Sultan, Buhara’dan geldiğinde mukim olduğu, bugün türbesinin bulunduğu şehre muntazır mevkide -burası Trikalis Zâviyesi olarak zikredilmektedir- (Yüce, 2017, 19) fetihten sonra tekkesini kurmuş ve hizmetlerini sürdürmüştür. Burada daha önce eski bir manastırın varlığı tespit edilmektedir. Uludağ manastırlarının çoğu bölgenin fethi sonrası tekke haline getirilmiştir. Bunların en önemlisinin Abdal Murad Tekkesi olduğu belirtilmektedir. Araştırmalara göre Abdal Murad’ın türbesi ve tekkesinin bulunduğu tepelik alan IX. yüzyılda yaşayan Büyük Aziz Joannice’nin19 yaşadığı yerdir. Aziz Joannice, Bizans İmparatoru Theophil’in ikonalar konusunda bilgisine danıştığı bir aziz olup uzun süre burada inzivaya çekilmiştir. Ayrıca Trichalice olarak anılan bu tepe, Hıristiyan dönemi için çok kutsal alanlardan biridir. Bursa’ya gelen yabancı seyyahlara göre burada medfûn olan zat Abdal Murad Sultan değil de Hıristiyan inancında kutsanan Aziz Ronald’dır. Tekkedeki dört metre boyundaki kılıç için de benzer durum söz konusudur. Bu kılıcın Hıristiyan azizlerin yanı sıra Şarlman’ın yeğeni Konet Roland’a aidiyeti dahi iddia edilmiştir (Kaplanoğlu, 2002, 78). Orhan Gazi döneminde O’nun destekleriyle kurulduğu (Öz, 1995, 131-132) anlaşılan tekkenin hizmetlerini yürütmesi için bir de vakıf tesis edildiği tespit edilmiştir. Nitekim Orhan Gazi “dört arşın uzunluğunda tahta kılıcıyla birçok kahramanlıklar göstermesi” (Köprülü, 1976, 259) gibi Bursa’nın fethinde gördüğü hizmetlerinden dolayı Filidar/Filedar (Gündoğdu) Köyü’nü Abdal Murad Sultan’a tahsis etmiş ve köyde yetiştirilen mahsulün vergi gelirleri tekke vakfına aktarılmıştır. Arşiv belgelerinde köyden elde edilen gelirlere dair bilgiler bulunmaktadır. Ayrıca Orhan Gazi’nin Abdal Murad Tekkesi vakfına birkaç köy daha vakfettiği ifade edilmektedir (Çift, 2001, 230). Tekkenin vakıf hizmeti olarak en önemli fonksiyonu ayende ve revendeye (gelen ve giden misafirlere) yemek verilmesiydi. Abdal Murad Sultan, Orhan Gazi’nin de desteğiyle tekkesinde tesis ettirdiği kocaman mutfakta pişirdiği yemeklerle gelip geçenlerin karnını doyurmuştur (Mehmed Şemseddin, 1997, 265). Filidar Köyü’nde gelen gelir büyük ölçüde bu hizmete hasrediliyordu. Kalan gelir ise tekkenin görevlilerinin maaşları, tamir ve dervişlerin ihtiyaçları için harcanıyordu. 19 Çok sayıda üst düzey ve ahaliden ziyaretçisi olan Aziz Joonnice’in peygamber olduğu ve mezarını ziyaret eden hastalara şifa verdiği gibi hakkında rivayetler dile getirilmiştir. Tıpkı Abdal Murad için anlatılan yılanlardan halkı kurtarması gibi benzer kerametler ona da atfedilmiştir. Ayrıca kişiliği açısından da nakledilen bilgiler Aziz Joonnice ile Abdal Murad Sultan’ın benzerliğine işaret etmiştir. Örneğin “Bir gün çok sayıda keşişin bulunduğu dinsel toplantıda Aziz Joonnice’a en mükemmel erdemin ne olduğu soruldu. Bazıları merhamet, bazıları ise dua etme, sadaka verme ve tövbe etmek için acı çekme dediler. Aziz Joonnice söz alarak en büyük erdemin alçakgönüllülük olduğunu söyledi.” Bu durumda ilginç bir şekilde Aziz Joonnice’nın kişiliği ile ona atfedilen olağanüstü olaylar ve kerametler halk arasında Abdal Murad Sultan ile devam ettirilmiştir. Bu rivayetler Hıristiyanlar tarafından Aziz Joonnice hakkında, Müslümanlar tarafından Abdal Murad Sultan hakkında anlatılagelmiştir. Aziz Joonnice’in çileli ve meşakkatli hayatı, nasıl aziz olduğu, geçirdiği sınavlardan sonra başının tıraş edilip çıplak ayakla manastıra götürüldüğü, belirttiğimiz kerametlere ilave olarak hayvanlara hükmetme, su üzerinde yürüme, şifa dağıtma, başarı ve bereket için dua etme, kimseye görünmeden zindan kapısını açıp esirleri kurtarma ve diğerleri hakkında bkz. Kaplanoğlu, 2002, 82-84, 88-90, 92-93, 95-97, 101. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 127 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY Şekil 3: Abdal Murad Sultan ve oğlu Abdal Mehmed’in mezarları ile hazirenin yenilenmiş hali. Filidar/Filedar Köyü’nün günümüzde adı değiştirilip Gündoğdu’ya çevrilmiştir. Arşiv kayıtlarında 1671 tarihinde köyde 191 haneden 20 kadarı avarız hanesi iken, (Dörtok, 2001, 67) 1779 yılında Filedar Köyü’nde 6 adet avarız hanesi vardır (Sayın, 2017, 127, 134). Bu altı haneden 1839 yılında nüzül ve avarız vergisi olarak 138 kuruş tahsil edilmiştir. Ayrıca II. Mahmut döneminde 1838 yılında köy halkından ilan-ı cihâdiye vergisi olarak 10.419 kuruş toplanmıştır. Filedar Köyü Osmanlı idari yapılanması içerisinde Bursa kent merkezine bağlı köylerden olup burada şer’i işlerde ve mahkemede şehir kadısına yardımcı bir naip vardı (Satıcı, 2008, 112, 141, 424, 426).20 Yine sicil kayıtlarında 1896 yılında köyde Rum kökenli gayrimüslim nüfus bulunduğu gibi Kürd kökenli Osmanlı tebaası da yaşamaktaydı.21 Filidar (Filedar) Köyü Rum ahalisinden çuhacılık mesleğini icra edenler tespit edilmiştir.22 Köy, Bursa ilinin Osmangazi ilçesine 18 km uzaklıkta bulunmaktadır. Bursa’nın en eski yerleşim yerlerinden biridir. 1924 sonrası Rumlar tarafından boşaltılan yerlere mübadelede Selanik ilinin Kurular Mahallesi’nden gelen muhacirler ile Vodina Pomakları yerleştirilmiştir. Ayrıca köyde İskeçeliler de yerleşiktir. XX. yüzyılda köy Pomaklar ve İskeçeliler diye iki ayrı yerleşimle gelişmiştir. Filidar/Filedar (Gündoğdu) Köyü Bursa’ya hâkim Gemlik Körfezi’ni de uzaktan gören yaklaşık 400 rakımlı bir tepe üzerindedir.23 Tekkenin kuruluşundaan XVII. yüzyıla gelene kadar faaliyetleri hakkında elimizde bilgi yok denecek kadar azdır. Muhtemelen Abdal Murad Sultan’ın Uludağ’ın eteklerinde kurduğu tekkede vefatından sonra bir müddet de oğlu Abdal Mehmed faaliyet göstermiştir. Böylece bölgenin iskânı ve şenlendirilmesi devam etmiş, ayrıca tekkede ayende ve revendeye (gelip giden misafirlere) hizmet verilmiş, dervişler yetiştirilmiştir. Rivayete göre çok cezbeli ve celal sahibi bir zat olan Abdal Mehmed de kırklardan kabul edilir. Tekkesi önündeki çınar altında oturup dervişlerin ve fukaranın dertlerini dinleyip onlara yardımcı olurdu. O da babası gibi ehl-i keramet bir zat idi. Çok cezbeli olması sebebiyle dervişler her zaman yanına gelemez, cezbe ve istiğrakı fazla 20 Filedar köyü ahalisinin 1812 yılında Bursa âyanı Müderris Cizyedarzâde Hüsamettin Efendi’den fazla vergi toplayarak kendilerine zulmettiğine dair şikâyetleri için bkz. (Satıcı, 2008, 112, 141, 424, 426). 21 “…Filedar Karyesi mütemekkinlerinden Papas oğlu Tanaş veled-i Bangel ve Kurşunlu oğlu Yenaki veled-i Kanstanti’ye mülkiyet üzere bey’…”, “Mahrûse-i Burusa kurâsından Filedar Karyesi’nde sâkin Kürd Cafer bin Şâh Hüseyin tarafından zikr-i âtî hususda… karye-i mezkûre mütemekkinlerinden tebaa-i Devliet-i Aliyye’nin Rum milletinden Estrati veled-i Tanaş zimmetinde…” (Pınarbaşı, 2019, 278, 336). 22 Çuha, yün kumaş demektir. Bu meslekle icra eden şahıs Fledarlı Dimitri veledi Sedari’dir (Akıncı, 2016, 47). 23 (https://pomaknews.com/gundogdufilidar-osmangazi-bursa, 2023). https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD https://pomaknews.com/gundogdufilidar-osmangazi-bursa 128 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE olduğunda yanına uğramaktan çekinen dervişleri sair zamanlarda elini öpüp duasını alırlardı (Baldırzâde, 2000, 89-90). Abdal Mehmed vefatından sonra tekke haziresine, babasının yanına defnedilmiştir. Ondan sonra tekkenin postnişinliğine kimin getirildiği konusunda bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte tekkede daha sonraki dönemlerde irşad faaliyetine ve misafir ağırlanmasına devam edildiğini tahmin etmek güç değildir. Evlada meşrut olduğu muhakkak olan tekkede 1484 yılında Şeyh Salih Efendi’nin on akçe yevmiyeyle on yıl kadar şeyhlik yaptığı ifade edilmiştir (Erginli,1995, 39). Öte yandan tekkenin kurucusu Abdal Murad hakkında bilgi veren en eski kaynaklar onun Hacı Bektaş Veli ve Bektaşilik bağlantısı hakkında bilgi vermemektedir. Abdal Murad’ın Hacı Bektaş Veli Dergâhı’ndan yetişen Abdal Musa ile birlikte Bursa’nın fethinde bulunması, kendisinin bir Horasan ereni olması kurduğu tekkenin Bektaşi dervişlerince sahiplenilmesiyle tekke XVI. yüzyılın başlarında Balım Sultan ile teşkilatlı bir yapıya kavuşan Bektaşiliğe bağlanmıştır. Ancak XVI. yüzyılın sonlarına kadar tekke hakkında bilgi kaynaklarında bir kesinti söz konusudur. Nitekim yukarıda zikri geçen Batılı seyyahlardan türbeyi ilk ziyaret eden Lubenau’nun 1588 yılına ait seyahatnamesinde Abdal Murad Tekke ve Türbesi’ne rastlanmaktadır. Lubenau’nun haber verdiğine göre o tarihte Abdal Murad Türbesi’nin bulunduğu dağda birçok Türk keşiş yaşamaktaydı. Bunlardan “en büyük baba” anlamına gelen Azim (Azem) Baba adındaki zatın her yıl ülkedeki dervişleri ve erenleri etrafına toplayıp Abdal Murad Sultan’ın mezarı başında bir ziyaret toplantısı gerçekleştirdiğini söylemektedir (Yıldırım, 2013, 1514). Nitekim seyyahın verdiği bu bilgiden yedi yıl sonra 1595 yılında tekkeye Abdal Murad evladından Hacı Mahmud’un postnişin tayin edildiği anlaşılmaktadır (Erginli, 1995, 39). Şekil 4: Bursa’da Gazi Abdal Murad Asitanesi yakınındaki Oğuz Dede’nin fakir halinden dolayı kendisine günlük beş akçe verilmesi (1621).24 24 İş bu dârende-i ferman-ı hümayun Mevlana Oğuz Dede hakkında mezid-i ‘inâyet-i padişahanem zuhura getürüb mahruse-i Burusa’da Gazi Abdal Murad kuddise sırrehü’l-‘azîz âsitânesi kurbunda olub fakir hal ve mahal ve müstehak olduğu sebebden mahruse-i mezbûrda İkizceler ağnamı mahsulünden sene selasin ve elf Cemaziyelahirinin on ikinci gününden yevmi beş akçe vazife ta‘yin edüb bu berat-ı hümayunu verdim ve buyurdum ki varub ta‘yîn olunan yevmi beş akçe vazifesin mahruse-i mezbûrda İkizceler ağnamı mahsulünden alub mütekarrin ola ol babda hiç ahd-i mâni‘ ve dâfi‘ olmaya şöyle bileler alamet-i şerife i‘timâd kılalar tahriren fi’l-yevmi’r-râbi‘ aşere şehr-i Cemaziyelahir li-sene selasin ve elf (14 Cemaziyelahir 1030/6 Mayıs 1621). (Bursa Şer’iyye Sicili, nr. 3494, v.23a). https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 129 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY Abdal Murad Baba Tekkesi’ndeki gelişmeler ancak XVII. yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı arşiv kayıtlarından takip edilebilmektedir. Elimizdeki ilk belgeye göre Mayıs 1621 tarihinde Bursa’da Gazi Abdal Murad Kuddise Sırrehülaziz Âsitanesi yakınında fakir bir halde yaşayan Oğuz Dede’ye İkizceler ağnamı mahsulünden günlük beş akçe verilmesi kararlaştırılmıştır.25 Bu belgede Oğuz Dede’nin tekkedeki göreviyle ilgili bir ifade bulunmamaktadır. Sadece tekke yakınında yaşadığı ve gelire ihtiyaç duyduğu belirtilmektedir. Ancak muhtemelen o Abdal Murad Baba’nın türbesi ile ilgilenmekteydi. Bu yıllarda Bursa’da Bektaşi dervişlerinden faaliyette olanlar vardı. Örneğin Emirbuhari civarında oturan Bursalı Derviş Selman tarafından 1625 tarihinde Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi intinsah etmiştir (Gölpınarlı, 1958, XXVII). Bu derviş tahminimize göre Bektaşi dervişlerindendi. Bu dönemde doğrudan Gazi Abdal Murad Tekkesi’nde tekkenişin olarak adını tespit ettiğimiz Şeyh Muharrem adlı zattır. Evliya Çelebi’nin tekkeyi ziyaretinde muhtemelen bu zat ya da halefi orada tekkenişin bulunuyordu. Keza elimizdeki şer’iye sicil kaydına göre 1649’da Şeyh Muharrem’in vefatının ardından evladiyet üzere oğlu Şeyh Mehmet tekkenişin atanmıştır. Atama yazısında yeni tekkenişinin “varıp mezbûr müteveffa babası yerine evladiyet üzere tekkenişin olup hizmet-i lazımesi mü’edda kılındıktan sonra üslub-ı sabık üzere mutasarrıf olup vâkıfın ruhu, devam-ı ömr ve devlet için duaya müdavemet göstermesi” istenmekteydi.26 Şekil 5: 1649 yılında Bursa’da Gazi Abdal Murad Tekkesi’nde Şeyh Muharrem’in vefatının ardından evladiyet üzerine oğlu Şeyh Mehmet’in tekkenişin olarak atanması (1649).27 Abdal Murad Tekkesi’nin Bektaşilikle bağlantısına ilk temas eden ise Evliya Çelebi’dir. Seyyah tekkede karşılaştığı Bektaşi dervişlerini “Aşk-ı İlâhî ile ciğeri büryân, sinesi sûzân olmuş cânlar vardır kim, oraya seyrangâha varan cânlara canu 25 Bursa Şer’iyye Sicili, nr.3494, v.23a. 26 Bursa Şer’iye Sicili, nr. 3527, 87, Hüküm 642. 27 Hükm-i şerif-i âlişan oldur ki. Mahruse-i Burusa’da vâki‘ Gazi Abdal Murad Tekyesinde evladiyet üzere tekyenişin olan Şeyh Muharrem fevt olub mahlûl olmağın yerine sulbi oğlu iş bu darende-i hümayun Şeyh Mehmed mahal ve müstehak olmağın tevcih olunub berat-ı hümayun verilmek babında inayet taleb etmeğin sadaka edüb bu berat-ı hümayunu verdim ve buyurdum ki varub mezbûr müteveffa babası yerine evladiyet üzere tekyenişin olub hizmet-i lazımesi mü’edda kılındıktan sonra üslub-ı sabık üzere mutasarrıf olub vâkıfın ruhu ve devam-ı ömr ve devlet içün duaya müdavemet göstere şöyle bileler alamet-i şerife i‘timad kılalar tahriren fi evail-i Şevvali’l-mükerrem li-sene tis‘ ve hamsin ve elf (1059/Ekim 1649).(Bursa Şer’iye Sicili, nr. 3527, 87, H. 642). https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 130 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE gönülden hizmet ederler” şeklinde tanıtmaktadır (Evliya Çelebi, 1998-II, 14). Abdal Murad Tekkesi ve buradaki dervişler Evliya Çelebi tarafından Bektaşi gösteriliyorsa da (Evliya Çelebi, 1998-II, 47) Aşıkpaşazâde, Mecdî, Gelibolulu Mustafa Âli ve Hoca Sadeddin Efendi gibi kaynaklarda Abdal Murad ile Hacı Bektaş Veli ve Bektaşilik arasında bir münasebet kurulmamaktadır. Bu durumda tekke muhtemelen XVI. yüzyıldan sonra Bektaşi dervişlerince sahiplenilmeye ve kullanılmaya başlamış, bu sebeple XVII. yüzyılda Evliya Çelebi orada Bektaşi dervişleriyle karşılaşmıştır (O. F. Köprülü, 1998, 64). Şekil 6: Yıllık 155 kuruş geliri olan Bursa’da Abdal Murad türbedarlığına Ahmed Dede’nin müdahalesiyle türbedar olan Şeyh Abdülaziz’in vefatı üzerine önceki görevli Şeyh Hasan’ın yeniden türbedar atanması (1699).28 Elimizdeki arşiv belgelerinden birine göre XVII. yüzyılın ikinci yarısında burada Şeyh Recep’in türbedar bulunduğuna işaret etmektedir. Şeyh Recep’ten sonra göreve arzuhal sunan Şeyh Uzun Hasan getirilmiştir. Ancak Şeyh Hasan’ın 1698 yılına ait arzuhalinde kendi üzerinde olan Abdal Murad Zaviyesi vakfına Ahmet Dede isimli kişinin müdahalede bulunduğu ifade edilmektedir. Ahmet Dede görevi askeri tarafından kendi üzerine kaydettirip sonra Abdülaziz isimli şahsa bırakmıştır. Şeyh Hasan bu durumundan şikâyetçi olmuş ve bu haksızlığın giderilip görevin kendisine yeniden iadesini istemiştir.29 Arşiv kayıtlarına göre 1696-1698 yılları arasında Abdal Murad Zaviyesi vakfının yıllık 155 kuruş geliri mevcuttur. Bu yıllarda tekkedeki vazife ihtilafı Ahmet Dede adlı zatın üzerine berat ettirdikten sonra kendi rızasıyla görevi bıraktığı Şeyh Abdülaziz’in de önceki görevli Şeyh Hasan’a görevin verilmesine razı olmasıyla neticelenmiştir.30 28 Vakf-ı Zaviye-i Abdal Murad der Burusa. 155 guruş hâsılat sene 1107-1108-1109 (1696-1698). Zikr olunan türbedarlık defteri Ahmed Dede kasr-ı yedinden türbedarlık-ı mezkûr Şeyh Abdülaziz’e berat olunub üzerlerinde iken Şeyh Hasan arzuhal sunub türbe-i mezkûrun türbedarlığı şeyh-i mezbûrun mahlûlünden kendüye tevcih olunub divan beratıyla üzerinde iken Ahmed Dede nâm kimesne askeri tarafından olub Anadolu muhasebesine kayd ettirildikde ba‘dehu Abdülaziz’e kasr-ı yed edüb gadr etmişdir ba‘dehu kendüye ibka ve takrir kılınmak babında taleb etmeğin evvel Şeyh Hasan’a tevcih olunmak babında ruznamçe sadır olmağın tarih-i mezbûrdan Şeyh Abdülaziz fevtinden Şeyh Hasan’a tevcih olundukda vech-i muharrer üzere defteri sudur ferman sultanım hazretlerinindir fî 4 Ş sene 1110 (5 Şubat 1699). (BOA, İE.EV, 37/4274). 29 VGMA, Defter nr. 229, 118. 30 BOA, İE.EV, 37/4274. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 131 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY Fakat görevin tam olarak devri Şeyh Abdülaziz’in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Görevin tekrar Şeyh Uzun Hasan’a iadesi 5 Şubat 1699 tarihinde vuku bulmuştur.31 1706 yılında ise Ahmet Halife isminde bir zatın görevde olduğu anlaşılmaktadır.32 Şekil 7: Şeyh Hasan’ın arzuhali üzerine kendi üzerinde olan Bursa’da Abdal Murad türbedarlığının Ahmet Dede isimli askeri sınıftan bir kişinin müdahalesinin ortadan kaldırılması ve görevin geri Şeyh Hasan’a iadesi (1698).33 Eldeki bilgiler 1724 yılında vefat eden Halveti tarikatı Mısriye koluna bağlı Şeyh Salih Efendi adında Bursa Kavaklı Camii imamının da tekkenin ihyasına katkıda bulunduğunu haber vermektedir (Çift, 2001, 230). Burası Yadigâr-ı Şemsi’de Halveti tarikatına bağlı, devran zikri yapılan ve zikir günü Cuma olan bir tekke şeklinde gösterilmiştir (Taşkın, 2017, 22, 159, 257). Oysa arşiv kayıtlarında tekkede 1729 yılında gerçekleşen bir görevli değişikliği Abdal Murad Baba Tekkesi’nin Bektaşiler tarafından idare edildiğine işaret etmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz arşiv kayıtlarında tekke vakfının görevlilerinin hangi tarikata bağlı olduklarına dair bir ifade bulunmamaktaydı. Ancak vakıflar arşivinden elde ettiğimiz belgede belirtilen tarihte meydana gelen görevli değişikliğinde mevcut türbedar uzaklaştırılıp Bektaşi fukaralarından Derviş Mehmet tekkenişin atanmıştır. Belgedeki bilgilere bakacak olursak, Abdal Murad Zaviyesi vakfında muayyen vazife ile tekkenişin olan Mestan evladı Mehmet Halife, türbedarlık görevini de oğlu Ali üzerine berat ettirmiş, böylece tekke harap hale gelip içindeki dervişler mağduriyet yaşamışlardır. Yapılan inceleme sonucu ortaya çıkan bu netice üzerine tekkenişin Mestan evladı Mehmet Halife ve oğlu türbedar Ali görevden uzaklaştırılmış, o sırada Hacı Bektaş Veli Tekkesi’nde seccadenişin bulunan Şeyh Ali’nin arzıyla göreve 28 Mayıs 1729 tarihi itibarıyla Bektaşi fukaralarından Derviş Mehmet getirilmiştir.34 Vakıflar arşivindeki kayıtlara göre 30 Ağustos 1740’da zaviyedarlığa Hacı Bektaş Veli seccadenişini Feyzullah Efendi’nin arzıyla Seyyid Derviş Salih getirilmiştir.35 31 BOA, İE.EV, 37/4274. 32 VGMA, Defter nr. 491, 126. 33 Türbedarlık. Vakf-ı zâviye-i Abdal Murad der Burusa. Şeyh Hasan arzuhâl sunub türbe-i mezbûrun vazife-i mu‘ayyene ile türbedarlığı Şeyh Receb mahlûlünden kendüye tevcih olunub divân beratıyla üzerinde iken Ahmed Dede nâm kimesne askeri tarafından olub Anadolu muhasebesinden kayd ettirüb ba‘dehu Abdülaziz’e kasr-ı yed edüb gadr etmekle ref‘inden kendüye ibkâ ve mukarrer kılınmak bâbında rica etmeğin sahib-i evvel Şeyh Hasan’a tevcih olunmak babında ru’us-ı hümayun sadır olunmuşdur fî 5 Za sene 1109 (15 Mayıs 1698).(VGMA, Defter nr. 229, 118). 34 VGMA, Defter nr. 243, 280; VGMA, Defter nr. 491, 126. 35 VGMA, Defter nr. 491, 108, 126. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 132 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Şekil 8: Bursa’da Abdal Murad türbedarlığına Ahmed Dede’nin müdahalesiyle türbedar olan Şeyh Abdülaziz’in önceki görevli Şeyh Hasan’ın yeniden türbedar atanmasına razı olması.36 XVIII. yüzyılın ilk yarısına ait Bektaşi tekkelerindeki gelişmelere ışık tutan Vesâik-i Bektaşiyan’da Abdal Murad Tekkesi 1731 ve 1746 tarihli iki kayıtta zikredilmektedir. 1731 tarihli kayıtta tekkenin Pınarbaşı mevkiinin yakınında bulunduğu söylenmektedir (Vesâik-i Bektaşiyan, 2015, 53). 21 Haziran 1746 tarihli ikinci kayıtta ise Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin tarikat-ı aliyyelerine şart olunan Abdal Murad Zâviyesi vakfının belirlenmiş vazifelere aykırı olarak hareket eden türbedar Ali ile tekkenişin Süleyman’ın göreve ehliyetsizlikleri nedeniyle, ayrıca tarikat adabı üzere Abdal Murad Sultan’ın makamını görüp göz edemediklerinden, ayende ve revendeye (gelip giden misafirlere, yolculara), Bektaşi fukarasına gereği gibi hizmet yapılmayıp nefislerinin hevasına uymalarından, zâviye boş kalıp kandilleri yanmaz, evliyanın âyini icra olunmaz olmuştur. Fukara-yı dervişâna merhameten ve vakıf şartlarına uygun olarak bu kişilerin uzaklaştırılıp Bektaşi fukarasından kemerbest-i tarikat olan Derviş Bayram’ın her yönden göreve uygun olması hasebiyle tayini istenmiştir (Vesâik-i Bektaşiyan, 2015, 67-68). Elimizde Abdal Murad Baba Tekkesi ile ilgili XVIII. yüzyıla ait bir başka belge 1762 tarihlidir. Belgede Bursa’da medfûn “kutbü’l-ârifîn gavsü’l-vâsılîn” Abdal Murad Sultan Kuddise Sırrehülâli Hazretlerinin türbedarı olan Kalender oğlu Musa’nın evlatsız bir şekilde vefat ettiği, bu sebeple yeri boş kaldığından tekkede hizmetlerin yürütülemediği belirtilmektedir. Böylece tekkeye yeni bir türbedar atanması gerekmiştir. Bu yeni türbedarın erbab-ı istihkaktan, yani vakıf şartlarına uygun, ehil ve alakalı bir kişi olması gerekmekteydi. Neticede Seyyid Şeyh Kasım Efendi her şekilde göreve layık ve müstehak olduğu belirtilerek 2 Ağustos 1762 tarihinde kendisine berat verilip türbedarlığa tayin edilmiştir.37 Bu yeni türbedar için kullanılan “Seyyid” unvanı önemlidir. Keza bu unvan soyu ve nesebi Ehl-i Beyt-i Resulullah’a dayanan zatlar için kullanılmaktadır. Bir Bektaşi tekkesine bu unvana sahip bir türbedarın atanması gayet tabiidir. 36 Devletlû ve sa‘âdetlû Sultanım hazretleri sağ olsun. Burusa’da vâki‘ Abdal Murad Tekyesi Ahmed Dede’nin üzerinde iken Ahmed Dede bu kullarına hüsn-i ihtiyarıyla kasr-ı yed edüb ba‘dehu divân beratıyla mutasarrıf Uzun Şeyh Hasan gelüb bu kullarının üzerinden kaydını ref‘ ettirüb berat etmekle ol dahi hüsn-i ihtiyarıyla tekye-i mezbûru kasr-ı yed edüb yedinde olan beratlarını bu kullarına teslim edüb kasr-ı yedine hüccet olunub bu kullarına berat ibkâların mukarrer olunmak bâbında ferman-ı ‘âlîleri rica olunur. Bende-i Abdülaziz tekye-i Abdal Murad. (BOA, İE.EV, 37/4274). 37 BOA, AE.SMST.III, 23/1568. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 133 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY Şekil 9: Abdal Murad Zaviyesi vakfında muayyen vazife ile tekkenişin olan Mestan evladı Mehmet Halife’nin türbedarlık görevini de oğlu Ali üzerine berat ettirmesi, böylece tekkenin harap hale gelmesi sebebiyle bu zatların görevden uzaklaştırılıp Hacı Bektaş Veli Tekkesi seccadenişini Şeyh Ali’nin arzıyla göreve 28 Mayıs 1729 tarihi itibarıyla Bektaşi fukaralarından Derviş Mehmet’in getirilmesi.38 Şekil 10: Bursa’da metfun “kutbü’l-ârifîn gavsü’l-vâsılîn” Abdal Murad Sultan Kuddise Sırrehülâli Hazretlerinin türbedarı olan Kalender oğlu Musa’nın evlatsız bir şekilde vefat etmesi üzerine her şekilde göreve layık ve müstehak olan Seyyid Şeyh Kasım Efendi’nin 2 Ağustos 1762 tarihinde türbedarlığa tayin edilmesi.39 38 Burusa’da vâki‘ Abdal Murad Zâviyesi vakfından vazife-i mu‘ayyene ile tekyenişin olan Mehmed veled-i Mestan vakf-ı mezbûrdan almak üzere vazife-i mu‘ayyene ile türbedarlık cihetini dahi oğlu Ali’ye berat ettirüb tekye-i mezbûru harab ve fukarâya gadr etmeleriyle fukara-yı Bektaşiden Derviş Mehmed ber veçhile tekyenişinliğe mahal ve müstehak olmağla zikr olunan tekyenişinliğin mezbûr Mehmed ref‘inden ve türbedarlık-ı mezbûr merkum Ali ref‘inden mezkûr Derviş Mehmed’e tevcih ve yedine berat-ı şerif-i âlişân verilmeğin ba‘dehu inayet ricasın evlad-ı hâlâ Hacı Bektaş Veli Tekyesinde seccadenişin olan Şeyh Ali arz etmekle zikr olunan tekyenişinlik muharrer ve an evladın ber vech-i iştira olan ahz ve bende-i emin mahlûlünden oğlu Mehmed’e tevcih olunub hâlâ üzerinde ve türbedarlık-ı mezbûr Mehmed Halife veled-i Mestan mahlûlünden oğlu Ali Halife’ye tevcih olundukda Anadolu muhasebesinden derkenâr olunmağın mucebince tevcih olunmak fî 29 L sene 1141 (28 Mayıs 1729).(VGMA, Defter nr. 243, 280). 39 Der devlet-i mekine arz-ı dâ‘î-i kemineleridir ki, Mahrûse-i Burusa’da mizan ve berr mukâta‘ası mâlından almak üzere yevmî on beş akçe revgan bahâ vazife ile mahrûse-i mezbûrede medfûn kutbü’l- ârifîn gavsü’l-vâsılîn Abdal Murad Sultan Kuddise Sırrehü’l-âli Hazretlerinin türbedarı olan Musa bin Kalender bila veled fevt olub yeri hâli ve hizmet-i lâzımesi mu‘attıl olmağın iş bu bâ ‘is-i arz-ı ubudiyet https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 134 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Arşiv kayıtlarında XVIII. yüzyılın son çeyreğinde de Abdal Murad Zaviyesi tekkenişinlik ve türbedarlık görevlerine Bektaşi baba ve dervişlerinden atamaların devam ettiği görülmektedir. Nitekim 27 Haziran 1773 yılında Hacı Bektaş Veli Âsitanesi seccadenişini Şeyh Abdüllatif Efendi’nin arzıyla türbedarlığa Seyyid Derviş Hasan Halife (Şeyh Hasan Dede) bin Seyyid Hüseyin, 1780 yılında tekkenişinliğe Bektaşi Derviş Mehmet tevcih edilmiştir.40 Bursa’ya 1804 yılında bir seyahatte de bulunmuş olan Hammer, Bursa tekkeleriyle ilgili verdiği bilgilerde Abdal Murad Tekkesi hakkında şu detaylara yer vermiştir: “Kalenin arkasındaki kutsal Abdal Murat Tekkesi’nde Bektaşi dervişleri yaşar. Bu dervişler Orhan’ın hükümdarlığı sırasında meydana getirilmiş yeni askerler demek olan Yeniçerilerin önderi Hacı Bektaş tarafından kurulmuştur ve bu yüzden Yeniçeriler tarafından tercih edilen bir tarikattır. Çaydanlıklar, kâseler, kaplar ve her çeşit mutfak eşyası ile dervişler manastır mutfağını sadece kendileri kullanmazlar, yabancılarının kullanımına da izin verirler.” (Yıldırım, 2013, 657). 4. 1826’da Bektaşi Yasağı ve Abdal Murad Tekkesi 1826 yılı 10 Temmuz tarihinde Osmanlı padişahı II. Mahmut’un yayınladığı fermanla Bektaşilik yasaklanıp Bektaşi tekkeleri yıktırılarak mal varlıklarına el konulması kararlaştırılmıştır. Yasak ilk olarak başkentte uygulamaya başlandıktan sonra taşraya da görevli memurlar gönderilerek Bektaşi tekkeleri kapatılıp yıktırılmıştır. Bu fırtınadan Bursa tekkeleri de etkilenmiştir. Bektaşilik yasaklanıp Abdal Murad Tekkesi yıktırıldığında diğer tekkelerde de olduğu üzere geride sadece Abdal Murad Sultan’ın türbe mahalli kalmıştır. Ancak burasının idaresi de Bektaşilerden alınıp türbedar olarak Şeyh Kasım Efendi görevlendirilmiştir (Çift, 2001, 230). Ancak Şeyh Kasım Efendi İstanbul’daki memuriyetinden dolayı görevi yürütmemiş, Abdal Murad Türbesi sahipsiz ve bakımsız kalmıştır. Döneme şahitlik eden Gazzizâde Abdüllatif (v. 1832) Abdal Murad Tekkesi hakkında “Burusa teferrücgâhları beyanında zikri mürur eyledi. Zâviyedir. Elân şeyhi ve türbedarı vardır” (Öcalan, 2022, 57) demektedir. Gazzizâde bu bilgiyi “kadîmi tekye olup şimdi metruk olan tekyeler beyan” başlığı altında vermiştir. Bu itibarla Gazzizâde muhtemelen 1826 yıkımından etkilenen Abdal Murad Tekkesi’nin metruk hale gelmesine işaret etmektedir. Her ne kadar Orhan F. Köprülü, Abdal Murad Tekkesi’nin XX. yüzyılın başlarına kadar Bektaşi kimliğiyle varlığını sürdürdüğünü belirtiyorsa da (O. F. Köprülü, 1998, 64) 1826 sonrası Nakşi tarikatına devredildiği ve Nakşi-Özbek olarak faaliyette bulunduğu anlaşılmaktadır. Yer yer hangi tarikata bağlı olduğu tespit edilemeyen Derviş İbrahim b. Ali Efendi gibi (1856-1867 arası postta kalmıştır) zatlar da görev almıştır (Çift, 2001, 230). 1826’da Bektaşi yasağı ile birlikte yıktırılan ve metruk bir hale gelen tekkenin yeniden ne zaman ayağa kaldırıldığı tespit edilememektedir. Yukarıda ifade edildiği gibi tekke yıktırılıp geride bırakılan Abdal Murad Türbesi’ne bir Nakşi türbedar atanmış, muhtemelen Bektaşi yasağı yumuşamaya başladıktan sonra buranın bir Nakşi tekkesi erbâb-ı istihkâkdan es-Seyyid eş-Şeyh Kasım Efendi her veçhile layık ve mahal-i müstehak olmağla cihet-i mezbûreyi vazife-i mersûmesiyle mumaileyh dâ ‘ilerine tevcih ve yedine müceddeden berat-ı şerif-i âlişan sadaka ve ihsân buyurulmak ricasına ol ki vâki ‘ hâldir bi’l-iltimas serir-i a‘laya arz ve i ‘lam olundu bâki emr men lehü’l-emrindir hurruri fi’l-yevmi’l-hâdi aşere min şehr-i Muharremi’l-harâm li-sene sitte ve seb ‘în ve mi’e ve elf (11 Muharrem 1176/2 Ağustos 1762). (BOA, AE.SMST.III, 23/1568). 40 v BOA, EV.MH, 538/68; VGMA, Defter nr. 491, 108, 126. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 135 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY olarak faaliyetine izin verilmiş, zamanla Bektaşiler buraya yeniden sokulmuşlardır. Keza Batılı seyyahlardan Charles Ambroise Bernard, 1840 tarihinde tekke hakkında kalenin üst başında yer aldığı ve dervişlerinin bir takım Bektaşilerden ibaret bulunduğu bilgisini vermektedir (Yıldırım, 2013, 657; Bernard, 1943, 45). Bu kısa bilgi XIX. yüzyılın ortalarında Abdal Murad Tekkesi’nin tekrar faaliyetlerine başladığını ve hatta burada Bektaşilerin yeniden varlık gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Ancak arşiv kayıtları tekkenin bir süre daha Nakşi şeyhler elinde kaldığını göstermektedir. 5. Abdal Murad Tekkesi’nin Yeniden İnşası 1826 sonrasında Bursa’nın Pınarbaşı adlı mahallinde yer alan Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin (Abdal Mehmed) Zâviyesi’nin yeniden tamir ve ihya edilerek Kalenderhâne-i Özbekiye ismiyle bir Nakşi tekkesine dönüştüğü anlaşılmaktadır. Arşiv kayıtlarından 1826 sonrası Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin (Abdal Mehmed) Zaviyesi’ne atanan ilk Nakşi şeyhinin Şeyh Niyazi el-Buharî olduğu anlaşılmaktadır.41 Şeyh Niyazi el-Buharî’den sonra ise Şeyh Ahmet Şah ve oğlu görevlendirilmiştir. Şeyh Ahmet Şah tekkenin gelirleriyle yakından ilgilenmiş, vakıf gelirlerine yapılan müdahaleleri ortadan kaldırmıştır. Tekkeye Çıldır valisi, Hüdavendigar ve Kocaeli sancaklarının eski mutasarrıfı İçelli Ahmet Paşa tarafından Kütahya Sancağı Altıntaş Nahiyesi Eymür Köyü ve Alibey Köyü’nde ziraat olunur birer çiftlik ile buralardaki hayvanat, alet ve edevatın yarılarının vakfedildiği anlaşılmaktadır. Bu mülk ve edevata hissenin diğer yarısında sahip şahıslardan müdahale zuhur edince Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin (Abdal Mehmed) Zaviyesi şeyhi Ahmet Şah Divan-ı Hümayun’a başvurarak bu müdahaleyi ortadan kaldırtmıştır. Böylece tekke zaviyedarı tarafından kiraya verilip geliri yemek masrafı başta olmak üzere tekke giderlerine harcanması şart koşulan çiftliklerin yarı hisselerine sahip çıkmıştır.42 Şekil 11: Bursa’da Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin (Abdal Mehmed) Zâviyesi’nin harap olan mahallerinin zaviyedar Şeyh Ali Burhaneddin Efendi’nin talebiyle 18.582,5 kuruş masrafla tamir ettirilmesi (1843-1844).43 41 Kütahya Şer’iyye Sicili, nr. 2773, 250. 42 Kütahya Şer’iyye Sicili, nr. 2773, 250. 43 Mahrûse-i Burusa’da vâki‘ Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin Türbe-i Şerifeleri beyninde kâin Nakşibendiye Zâviye-i Şerifesinin ba‘zı mahalli münhadim ve harab olarak muhtaç-ı ta‘mir olduğundan bahisle saye-i ihsanvaye-i cenab-ı şahanede emsali misillü ta‘mir ve termim olunması hususunu zaviyedarı bulunan Şeyh Burhaneddin abd-i daileri meclis-i çakeranemize gelüb istirham ve istüd‘a etmiş ve canib-i şer‘-i şerifde me’mur ve ta‘yin kılınan iftâ ve sair erbab-ı vukuf muayinesiyle zaviye-i mezkûrenin fi’l- https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 136 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Şeyh Ahmet Şah’ın ardından Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin (Abdal Mehmed) Tekkesi’nde zaviyedarlığı oğlu Seyyid Şeyh Ali Burhaneddin Efendi devralmıştır. Seyyid Şeyh Ali Burhaneddin Halife döneminde onun talebiyle epey süredir yıkık ve harap halde bulunan zaviye eklentileri yeniden tamir ve ihya edilmiştir. 1843-1844 yıllarına denk gelen bu tamiratı zorunlu hale getiren sebep tekke binalarının harap olması kadar buradaki Özbek dervişlerinin sayılarında meydana gelen artışla mevcut binaların yetersiz kalmasıydı. Tamiratla ilgili çok sayıda arşiv kaydı bulunmaktadır. Bu kayıtlarda zaviye derununda yer alan uzun zamandır tamamen harap hale gelmiş olan kârgir bir baba semahane ile bazı hayır sahiplerinin inşa ettirdikleri iki bab köhne hücre, büyük bir sofa, bir mutfak, mutfak içinde iki bab görkemli oda, bir sofa, iki bab köhne hücreler de tamamen harap durumdaydı. Tekke eklentilerindeki bu harap durum sebebiyle orada oturan dervişler hizmet yapamamaktaydılar. Tekke semahane ve diğer eklentilerini bu harap halden kurtarmak için tekke vakfı geliri yetersiz olduğundan Evkaf-ı Hümayun hazinesinden yardım ve ödenek ayrılmıştır. Ahşaptan yeni bir semahane ile ayende ve revende (gelip giden yolcular, misafirler) Özbek dervişlerin meşakkatinin ortadan kalması amacıyla yapılacak iki bab hücrenin inşasında lazım olan malzeme ve ihtiyaçların maliyetleriyle birlikte listesi hazırlanmıştır. 29 Ekim 1843 tarihi itibarıyla Evkaf-ı Hümayun Müdürü Hacı Halil Edib Efendi tekkenin ahşap kısımlarında tamir ve yeniden fevkâni tevhidhâne bina edilmesi için kaza kaymakamının da iştirakiyle mimar ve işten anlayan kişilere tekke binalarını inceletmiştir. Buna göre bir ihtiyaç listesi oluşmuş, tamir ve inşaya kifayet edecek sayılarda taban ağacı, dikme ağacı, tavan tahtası, döşeme tahtası, muhtelif tahta ve kereste, keten, keten çul, pencere, cam, kapı, kireç, çivi, boya, kiremit ve duvar sıvası gibi malzemeye ilave olarak ırgat, kırk adet dülger ve sıvacıların yevmiyelerinin toplamı 18.582,5 kuruşa mal olmaktaydı.44 Ekim 1843 sonu itibarıyla yapılacak tamir ve yenilemenin maliyeti bu şekilde belirlenmesine rağmen Kasım 1843 ve 1844 yılının Şubat, Mart, Nisan ve Eylül aylarında kurumlar arasında yazışmalar devam etmiştir.45 Mart 1844 tarihli yazıda zâviyenin harap olan mahallerinin zâviyedar Şeyh Ali Burhaneddin Efendi’nin talebiyle 18.582,5 kuruş masrafla tamirinin mümkün olduğu bir kez daha dile getirilerek, tamirin belirtilen meblağ aşılmadan ve ilgili vakıf gelirlerinden karşılanması şartıyla tamiri emredilmiştir. Tamirin sonunda yapılan harcamaların yazıldığı defterin Evkaf-ı Hümayun hazinesine gönderilmesi istenmiştir.46 Tamir gerçekleştirilene kadar çok sayıda yazışma yapılıp Bursa vilayeti yetkilileri ile devletin merkezi kurumları arasında resmi bir işleyiş söz konusu olmuştur. Şubat ve Mart aylarında bu yazışmalar yoğunlaşmıştır. Bunun sebebi tekke vakfının tamir için gerekli masrafı karşılayacak gelirinin bulunmamasıdır. 14 Şubat 1844 tarihli yazışmada eğer tekke vakfının tamir masrafından fazla geliri var ise tamir ettirilmesi, aksi takdirde masrafın nereden hakika muhtaç-ı ta‘mir olduğu hüveydâ olmuş olduğundan me’mur-ı mumaileyhim ma‘rifetleriyle lede’l- keşf leffen takdim olunan defter mucebince zaviye-i mezkûrenin i‘marı on sekiz bin beş yüz seksan iki buçuk (18.582,5) guruş masrafla vücuda geleceği zahire ihraç olunmuş ve saye-i hayr-envâye-i hazret-i şehinşahide bu misillü zevaya ve tekaya dâ’ima i‘mar ve ihya olunmakda bulunmuş olmağla ber vech-i istid‘a zaviye-i mezkûrenin dahi meblağ-ı mezbûr ile ta‘mir ve inşası ve bu veçhile şeyh-i mumaileyh da‘ileriyle beraber bir takım dervişanın kalub harablarının yeni başdan i‘mar ve ihyası hususuna müsa‘ade-i seniyye-i vekaletpenahileri şayan buyurulması niyazıyla takdim (…) olunmuşdur ol babda ve kâffe-i halde emr u ferman hazret-i men lehü’l-emrindir fî 11 L sene 59 (4 Kasım 1843).(BOA, EV.THR, 147/20). 44 BOA, EV.THR, 147/3. 45 BOA, EV.THR, 147/20; BOA, EV.THR, 150/59; BOA, EV.THR, 147/3; BOA, EV.THR, 150/50. 46 BOA, EV.THR, 150/59; BOA, EV.THR, 150/50. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 137 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY karşılanacağının belirlenerek icabına bakılması yetkili yerel meclise bildirilmiş, tekke vakfının “bi-kudret evkaftan” olduğu anlaşılıp benzeri tekkeler gibi Evkaf-ı Hümayun hazinesinden karşılanarak yapılan tamir masraflarının kaydedilerek gönderilmesi istenmiştir.47 Nitekim tamir için “bi-kudret evkaftan” Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin (Abdal Mehmed) Türbesi yanındaki Nakşi Zâviyesi’nde harap olan kârgir semahane ve diğer bazı eklentiler 22 Eylül 1844’de yetkili kişiler tarafından keşfedilip ihtiyaçların yazıldığı defter Evkaf-ı Hümayun Nezareti’ne gönderilmiştir.48 Şekil 12: Bursa’da Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin (Abdal Mehmed) Zâviyesi’nin harap olan mahallerinin zaviyedar Burhaneddin Efendi’nin talebiyle 18.500 den fazla tutan masrafla vücuda geleceği, tamirin belirtilen meblağ aşılmadan ve ilgili vakıf gelirlerinden karşılanması şartıyla tamir ettirilmesi emri (1844).49 Bu son keşif defterinde tekkede tamir ve inşa edilen binalar ve bölümler o dönemde tekkenin genel görüntüsü, büyüklüğü ve faaliyet durumu hakkında fikir vermektedir. Buna göre 1844 yılında Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin (Abdal Mehmed) Dergâhı’nda fevkani yüz otuz zira ahşap tevhidhâne ve sofa, on üç buçuk zira bir bab fevkani hücre, tevhithâne bitişiğinde bir bab köşk odası, mutfak, zaviye içerisinde fevkani ve tahtani beş bab oda ve iki adet sofa, zaviyenin üst kısmındaki kabristânın etrafındaki duvar ve yüz yirmi zira kaldırımın tamir ve inşa edilmiştir. Bu inşaatın ve tamiratın gerçekleştirilebilmesi için 80 adet döğme meşe direği, 22 adet taban meşe ağacı, 1.242 adet muhtelif özellikte ağaç, 3.000 tavan tahtası, 700 adet döşeme tahtası, 5 adet oda kapısı, 3 adet doğrama yüklük, 3 adet dolap, 30 adet pencere ve bunlara cam, 150 vukiyye çeşitli çivi, ayrıca 40.000 adet çivi, 120 vukiyye keten, 4.000 adet kiremit, 50 kadar ırgat, 200 kadar neccar ve sıvacıya ödenen ücretle birlikte toplam 18.632,5 kuruş maliyet hesaplanmıştır.50 Tekke vakfının bu maliyeti karşılayacak geliri olmadığından Evkâf-ı Hümayun hazinesinden gerekli inşa ve tamir faaliyeti gerçekleştirilmiştir. 47 BOA, EV.THR, 147/3. 48 Bursa Şer’iyye Sicili, 3870, v.126a. 49 Mahruse-i Burusa’da Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin Türbe-i Şerifeleri beyninde kâ’in Nakşibendi Zâviyesi’nin ba‘zı mahalleri münhadim ve harab olurlar ta‘miri hususu mahallinde zaviyedarı Burhaneddin Efendi tarafından bi’l-istid‘a ve’l-keşf on sekiz bin beş yüz (18.500) bu kadar guruş masrafla vücuda geleceği tebeyyün etmiş olduğu beyanıyla ol veçhile i‘marına müsa‘ade-i seniyye erzan buyurulmuş mahruse-i mezbûre meclis tarafından mukaddemce ba-mazbata inha ve iş‘ar olunmuş ve zaviye-i mezbûre vakfı bi-kudret evkafdan olduğu istihbar kılınmış olduğundan keşfini tecavüz etmemek ve meblağ-ı masarıf-ı mezbûr mahallinde evkaf-ı şerif hasılatından bi’r-rü’ye hitamında memhur ve mümzi defteri canib-i hazine-i evkaf-ı hümayun gönderilmek üzere zaviye-i mezbûrenin ta‘miri hususuna irade-i ihsan-âde-i cenab-ı zıllullahi müte‘allık ve şerefsudûr buyurulmuş ve olbabda zat-ı vala-yı müşiranelerine olarak tastir buyurulan bir kıt‘a emrname-i sami-i hazret-i vekaletpenahi leffen tesyir-i savb-ı alileri kılınmış olmasıyla inşaallahu te‘ala vusulünde icra-yı iktizasıyla keyfiyetin bu tarafa iş‘arı ve defter-i mezbûrun tesyarı hususuna himmet buyurmaları babında 23 S sene 60 (14 Mart 1844) tarihinde yalnız müşir-i müşarünieyh hazretlerine başka. (BOA, EV.THR, 150/150). 50 Bursa Şer’iyye Sicili, nr.3870, 125-126. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 138 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Şekil 13: Depremde yıkılan Abdal Murad Hazretleri Türbesi ile bitişiğindeki mescid ve müştemilatının 32.000 kuruş masrafla inşası söz konusu olmuş ise vakfının gelirinin yetersiz olması sebebiyle tamiratın ileri bir tarihe ertelendiği (8 Ocak 1860).51 Abdal Murad Tekkesi’nde semahâne ve diğer eklentilerinde esaslı bir tamirat ve yeniden inşa faaliyet yaptırmaya muvaffak olan Ahmet Şah oğlu Ali Burhaneddin Efendi 1848 yılı sonunda geride evlat bırakmadan vefat etmiştir. Bu durumda tekkeye yeni bir şeyh aranmıştır. Daha önce meşihat ve zaviyedarlık hizmetlerine vekâlet etmiş olan, göreve ehil ve müstehak bulunan Seyyid Şeyh Mehmet Saitcan Halife bin Mehmet İsmail Özbekî’ye tevcih edilmiştir.52 1853 tarihli bir arşiv kaydında tekkeye Çıldır valisi,53 Hüdavendigar ve Kocaeli sancaklarının eski mutasarrıfı İçelli Ahmet Paşa tarafından Kütahya Sancağı Altıntaş Nahiyesi Eymür Köyü’nde ziraat olunur bir çiftliğin vakfedildiği belirtilmektedir. Ancak zikrettiğimiz tarihte zaviyedar ve mütevelli bulunan Seyyid Mehmet Saitcan Efendi bin Seyyid İsmail Özbekî şer’i meclise yaptığı başvuruda sözü edilen çiftlikteki binaların harap hale geldiğini, çiftliğin kiralanması için 300 kuruştan fazla para verenin olmadığını, bu gelirin de tamirat ve sair masraflar için yeterli gelmediğini belirterek çiftliğin bedel-i misliyle başkasına devredilmesini istemiştir. Çiftliğin arsa ve arazilerinin müzayedeye verilerek başkasına devrini isteyen Seyyid Mehmet Saitcan Efendi resmi işlemlerin yapılması için Mehmet Tahir Efendi’yi vekil ve naip tayin etmiştir.54 51 Zeyl 318. Fî 14 Cemaziyelahir sene (1)276 (8 Ocak 1860). Evkaf-ı Hümayun Nezaret-i Celilesinin meclsi-i vâlâya i‘tâ buyurulan iş bu takriri me’aline nazaran Burusa’da mütenevvir Seyyid Abdal Murad Hazretleri türbe-i şerifesiyle ittisalinde olan mescid-i şerif ve müştemilatının mukaddema vuku ‘bulan hareket-i arzda münhadim olmasına mebni icra kılınan keşf ve münakasasında otuz iki bin guruş masrafla inşası ta ‘ahhüd olunmuş ise de vakfının beyan olunan adem-i iktidarından dolayı kudretsizliğine mebni ta‘mirat-ı merkûmenin şimdilik bilahare vakt-i mürhüvvetine ta‘lifi icab-ı halden olmağın ol veçhile icra-yı icânının nezaret-i müşarünileyhaya havalesi meclis-i valaya tezekkür kılınmış ise de olbâbda emr u ferman. (BOA, MVL, 593/19). 52 BOA, EV.MH, 183/54. 53 Kütahya Şer’iyye Sicili, nr.2773, 250. 54 Bursa Şer’iyye Sicili, 3969, v.4b. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 139 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY 1855 yılında Bursa’da meydana gelen ve kayıtlara “küçük kıyamet” ifadesiyle geçen iki şiddetli -misli hiç işidilmemiş derecesinde gâyet şedîd hareket-i arz- (Özaydın, 2017, 17) depremden Abdal Murad Tekke, Türbe ve Köprüsü de etkilenmiş ve kısmen yıkılmıştır (Özaydın, 2017, 135, 168-169). Bu depremin etkilerinin ortadan kaldırılması için tamir ve inşa faaliyeti gerçekleştirilmiştir. Depremden beş yıl sonrasına (8 Ocak 1860) ait bir arşiv kaydında “Evkaf-ı Hümayun Nezareti’nden Meclis-i Vala’ya gönderilen takrirden anlaşıldığı üzere, türbe ve bitişiğindeki mescit, yaşanan deprem felâketinde yıkılmıştır. Yapılan keşif sonucunda 32.000 kuruş harcanarak yeniden inşa edilebileceği öngörülen türbe ile bitişiğindeki mescit ve müştemilatı için vakfına başvurulmuş, fakat vakfın gücünün inşa masrafını karşılamaya yetmeyeceği anlaşılmıştır. Masrafları karşılanamadığından türbenin tamiratı ileri bir tarihe ertelenmek zorunda kalmıştır. Meclis-i Vala tarafından görüşülen hususlar aynıyla Evkaf Nezareti’ne bildirilmiştir.” (Özaydın, 2017, 135).55 6. Abdal Murad Tekkesi’nin Yeniden Bektaşi İdaresine Geçmesi 1826 yasağının etkisi Sultan Abdülaziz döneminde azalınca Bektaşiler ellerinden alınan tekkelerini yeniden kazanmak amacıyla çalışmalar yürütmüşlerdir. Bu çabanın Abdal Murad Tekkesi için de kendini gösterdiği görülmektedir. Nitekim İstanbul Karyağdı Baba Tekkesi postnişini Necib Baba (v. 1879) bu tekkenin yeniden Bektaşi idaresine geçmesi için mücadele etmiş, bu mücadelesinde de muvaffak olmuştur. Bursa’daki hem Mir-i Büdela (Büdela Bey) Tekkesi’ne hem de Abdal Murad’a postnişin tayin edilmiştir (Çift, 2001, 230). Bursa’da depremin yaşandığı ve tekkenin ciddi hasar gördüğü 1855 yılına ait kayıtta istihkak erbabından Seyyid Şeyh Mehmet Necib Efendi’nin arzuhal sunup Bursa’da Abdal Murad Zaviyesi vakfının evlatsız vefat eden Derviş Mehmet ve Seyyid Derviş Hasan Halife’den boşalan tekkenişinlik ve türbedarlık cihetlerine kendisinin görevlendirilmesini talep etmiştir. Necib Efendi’nin bu talebini uygun görüp atamasının yapıldığı resmi yazıda her ne kadar zikredilen görevlilerin 1774 ve 1780 yıllarında Hacı Bektaş Veli Âsitanesi seccadenişin arzıyla atamaları yapılmışsa da Abdal Murad Zaviyesinin Bektaşi zaviyelerinden olmadığı vurgulanmıştır. Bu vurgunun sebebi 1826 yılında Bektaşiliğin yasaklanmasıdır. Ayrıca 1826 sonrası Bektaşi tekkelerinin ancak Nakşi adı altında açılmasına izin verilmesi hasebiyle, Necib Efendi’nin Nakşi tarikatı halifelerinden olduğu da belirtilmiştir. Neticede İstanbul’da kalmayıp bizzat Bursa’ya giderek tekkede hizmet etmeyi taahhüt eden Seyyid Mehmet Necib Efendi bin Seyyid Mehmet Arif’in, şahitlerin de haber vermeleriyle göreve ehil ve müstehak bir Nakşi şeyhi olarak atanmasına dönemin Evkaf-ı Hümayun Nazırı ve Şeyhülislamı onay vermişlerdir.56 Her ne kadar 16 Ocak 1855 yılında Necib Efendi tekkenişinlik ve türbedarlık cihetlerine atanmışsa da57 öbür taraftan Seyyid Mehmet Saitcan Efendi de Abdal Murad ve Seyyid Nasiriddin (Abdal Mehmed) Zâviyeleri vakfının meşihat ve zaviyedar cihetine tasarruf etmiştir. Bu durum tekkede çift başlılığın oluşmasına da neden olmuş olmalıdır. Nitekim Seyyid Mehmet Saitcan Efendi’nin vefatının ardından yerine 13 Mayıs 1872’de mahdumu Seyyid Abdurrahman Efendi de görevlendirilmiştir.58 55 BOA, MVL, 593/19. 56 BOA, EV.MH, 538/68. 57 VGMA, Defter nr. 491, 108. 58 BOA, EV.MH, 655/63. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 140 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Şekil 14: Bursa’da Abdal Murad ve Seyyid Nasriddin (Abdal Mehmed) Zâviyeleri vakfının meşihat ve zaviyedar cihetine Seyyid Mehmet Saitcan Efendi’nin vefatının ardından mahdumu Seyyid Abdurrahman Efendi’nin tevcihi (1872).59 Böyle bir çift başlılığın ve Bektaşiliği temsilen Mehmet Necib Baba’nın postnişin bulunduğu sırada 1870 yılında Abdal Murad Tekkesi, Batılı seyyahları konuk etmiştir. Abdal Murad Türbesi’ni ziyaret eden Hubert Edward Henry Jerningham “deli, çılgın” olarak nitelediği Abdal Murad Sultan ve burası hakkında “Delilerin ilk sırasında geleni Abdal Murad, Horasan’dan gelen bir derviş olup Bursa’nın Türkler tarafından ilk alınışında bulunmuştur. Mezarı, Olympus (Uludağ)’un eteğinde bir manastırın içindedir ve buradan aşağıdaki ovanın muhteşem bir manzarası görülür.” demektedir (Jerningham, 1873, 222; Yıldırım, 2013, 1681). Jerningham’ın hemen ardından bölgeden Ernst Haeckel geçmiştir. 1873 yılına ait seyahat notlarında “Bu çekici mesirenin (Pınarbaşı) hemen yanında büyük ve yaşlı selvilerin olduğu bir mezarlıkla karşılaşırsınız. Bunu geçtiğiniz zaman çeyrek saatlik hoş bir kayalık patikaya girilir ve ardından iki Müslüman azizi olan Abdal Murad ve Seyyid Nasir’in ünlü ziyaret yerine gelinir.” ifadelerine yer vermiştir (Yıldırım, 2013, 1681). Bursa’nın 1878 yılındaki konuğu F. Blunt “Bektaşilerin başlıca manastırlarından bazıları Bursa vilayetinde bulunabilir.” diyerek şehrin Bektaşilik açısından önemine işaret etmiştir (Yıldırım, 2013, 1671). Ayrıca Blunt seyahat notlarında Abdal Murad Sultan’ın ismini vermeden, ancak türbenin sahibi olarak Orhan Gazi’nin Bursa fethinde yanında bulunan bir kişi şeklinde gösterip hikâyesini anlatmıştır. Verdiği bilgiler şöyledir: “Orta Asya’nın uzak bölümlerden geldiği tahmin edilen bu göçebe grup meskenlerini kentin surlarının dışında güzel bir nokta olan Pınarbaşı’nda kurdular. Burada servi 59 Burusa Evkaf muhasebeciliğine. Seyyid Nasriddin ve Abdal Murad Zâviyeleri canibinde ka’in Nakşibendiye zaviyesi vakfının zaviyedar ve meşihat ciheti müteveffa Seyyid Mehmed Saidcan Efendi’nin mahlûlünden mahdumu Seyyid Abdurrahman Efendi’ye ba-işaret-i aliyye-i cenab-ı fetevapenahi bi’t- tevcih beratı tastir ve ita olunmuş olduğundan mumaileyh dergâh-ı şerif-i mezkûreye mümkünü’l-is‘af olan mütevilatının tesviyesiyle riayet-i lazımenin ifası sıyakında şukka terkim kılındı 5 Ra sene 89 (13 Mayıs 1872).(BOA, EV.MH, 655/63) https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 141 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY ağaçları koruluğu Sultan Orhan’a refakat eden ve fetihten sonra kente yerleşmiş olan ilk liderlerden birisinin kutsal kalıntılarını barındıran güzel türbesine siper oluştururlar. Müslümanlar tarafından çok saygı duyulan türbesi sıklıkla vadinin kenarındaki serin çeşmelerde abdestlerini alırken ya da mezarın üzerinde yanan kandillere sahip olan heybetli ağaçların gölgesinde dindar bir biçimde namazlarını kılarken görülebilecek olan hacıların uğrak yeridir. Bu meşhur azizin eylemleri ve yaşamıyla bağlantılı bazı gizemli efsaneler çoğu doğu efsanelerinde olduğu gibi kökeni kendi anavatanında bulunabilecek ve kendilerine bu uzun yolculuğu yaptıran ve Emir’in mezarında hürmetlerini sunan barbar akrabaları tarafından yüzyıllar sonra yeniden keşfedilmiş ya da yorumlanmış doğaüstü olaylarla karışmış olmalıdır.” (Yıldırım, 2013, 1195-1197). 1880’lerde ise yine Batılı bir seyyah Lanuay, şu bilgileri vermiştir: “Bursa’da birçok tekke vardır. Dervişlerin evi olan bu zaviye ve tekkelerden ikisi çok önemlidir. Bunlardan biri Mevlevihane diğeri de Bektaşi dergâhı olan Abdal Murat tekkesidir... Bursa’da birçok evliya gömülüdür. Kentin en güzel mevkiinde yapılmış olan bu güzelim türbeler Abdal Murat türbesi gibi hem ziyaret hem de gezinti yerleridir. Evliyalar Baba, Dede, Mecnun ve Sultan lakaplarıyla anılır… Kasr-ı Hümayun arkasında ve Keşiş Dağı eteğinde Bektaşi tarikatına ait olan bir tekke vardır. Tekkenin bulunduğu yerin manzarası çok güzeldir. Bu türbe çok uzak olmasına karşın çok ziyaretçi çeker. Kendi adına mensup olan bu tekkede Abdal Murad hazretlerinin mezarı vardır. Bu mezar nedeniyle tekke de çok ilgi görmüştür.” (Yıldırım, 2013, 657, 1663, 1671). Dönemin son seyyahı Walker 1886 yılına ait izlenimlerinde şu bilgileri vermektedir: “Teoloji, kanunlar ve tıp üzerine birçok ünlü çalışma bu heybetli ağaçlıkların derin sükûneti içinde yazılmıştır ve bundan dolayı aşağıda yer alan huzursuz kentteki mücadele ve buhran zamanlarında tuhaf, fantastik hikâyeler ortaya çıkmıştır. Bunların içinde memleketi istila eden korkunç yılanları yok ettiği hayret uyandırıcı boyutlardaki ahşap kılıcıyla kahramanca mucizeler gerçekleştirmiş, Bursa kuşatmasına Orhan tarafından davet edilmiş Abdal Murad’ı okuyoruz. Hücresi ve mezarı dağın en sarp çıkıntılarının birisinin üzerindeki yüksek bir mevkide görülür. Burada, büyük bir kentin karmaşası içinde sakin bir biçimde derin düşüncelere dalmayı başaramayarak, her akşam kendisini kutsal dağın ıssız yerlerine götüren ancak sabah ibadetinden önce tekkesinde bulunma konusunda asla başarısız olmayan Constantinople’un saygıdeğer bir dervişinin efsanesi vardır… Daha sonra ağaçlıklarla çevrelenmiş Pınarbaşı’nın çimenlik platosunun arkasında, bir tanesi soluk pembe, bir diğeri sarı ve üçüncüsü de beyaz renklerde olan üç büyük tekke dikkat çeker. Daha da ileride, Seyit Nasır’ın mabedi devasa bir selvinin köklerine tutunur. İleride yine dağların daha üst kesimlerinde iki kayalık çıkıntının üstünde, bu kentin fethinde Orhan’ın yoldaşları olan Abdal Murat ve Abdal Musa’nın mezarları vardır.” (Yıldırım, 2013, 1187, 1502). Görüldüğü üzere 1870-1886 arasında Bursa’ya gelen Batılı seyyahlar Abdal Murad Tekkesi ve Türbesi etrafında oluşan inanç ikliminin halk nezdinde de önemli bir yere sahip olduğuna şahitlik etmektedirler. Ayrıca bu dönemde Abdal Murad Tekkesi’nin müdavimleri arasında Kırım Hanlığı Geray (Giray) sülalesinden İzzet Geray (Giray) Sultan da bulunmaktadır. Kaplan Giray Sultan’ın oğlu olan İzzet Giray Sultan bugün Bulgaristan sınırları içerisinde kalan İslimye’nin Buhalı (Bulgarca Bikovo) Köyü’nde ikamet etmekte iken 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonrasında Bursa’ya göç etmek zorunda kalmıştır (Kırımlı, 2021, 913).60 60 BOA, MVL, 50/50. https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 142 SAYI 107 / GÜZ - EYLÜL 2023 TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ MAKALE Şekil 15: Abdal Murad Tekkesi haziresinde bulunan Kırım hanedanından ve Hacı Bektaş Veli bendelerinden İzzet Geray (Giray) Sultan Efendi’nin mezarı. Bektaşilere mahsus on iki köşeli teslim taşlı motifi bulunan mezar taşı kitabesi: “Ah mine’l-mevt. Kırım Hanı sülâlesinden İslimye Muhacirlerinden Zağra-i Cedid Kazâsı’nda Buhalı İzzet Giray Sultan Efendi Tarîk-i Nâciye’den ve Hacı Bektaş Veli bendelerinden olub doksan üçte Rumeli’den hicretle Bursa’ya gelüb bin üç yüz on ikide (1896) seksen beş yaşında dâr-ı bekâya rihlet eyledi ruhuna Fatiha 10 Teşrin-i sani sene 1312 (22 Kasım 1896).” (Çalıkuşu, 2019, 52). İzzet Giray Sultan’ın mezarı Abdal Murad Tekkesi haziresindedir. Bektaşilere mahsus on iki köşeli teslim taşlı motifi bulunan mezar taşı kitabesinde “Ah mine’l-mevt. Kırım Hanı sülâlesinden İslimye muhacirlerinden Zağra-i Cedid Kazası’nda Buhalı İzzet Giray Sultan Efendi Tarîk-i Nâciye’den ve Hacı Bektaş Veli bendelerinden olub doksan üçte Rumeli’den hicretle Bursa’ya gelüb bin üç yüz on ikide (1896) seksen beş yaşında dâr-ı bekâya rihlet eyledi ruhuna Fatiha (10 Teşrin-i sani sene 1312/22 Kasım 1896)” (Çalıkuşu, 2019) ifadeleri yer almaktadır. Bu bilgiden hareketle İzzet Giray Sultan’ın Bektaşi tarikatı mensubu olduğu anlaşılmaktadır. Muhtemelen Bursa’ya göç ettikten sonra bu tekkenin müdavimleri arasında yer alıp vefat ettikten sonra da tekke haziresine defnedilmiştir. Hem İstanbul’da Karyağdı Baba Tekkesi postnişinliğini yürüten hem de Abdal Murad Sultan Tekkesi’nde Bektaşiliği yeniden tesis eden Mehmet Necib Baba 1879 yılında vefat etmiştir. Bunun üzerine 3 Kasım 1879’da Abdal Murad Zâviyesi’nin türbedarlık ve tekkenişinlik görevleri Kasımzâde Mehmet Efendi’nin torunu Şeyh Mehmet Efendi bin İbrahim Ethem’e tevcih edilmiştir.61 Şekil 16: Abdal Murad Zâviyesi vakfına tekkenişinlik ve zaviyedarlık görevlerine 3 Kasım 1879’da Şeyh Mehmet Efendi bin İbrahim Ethem’in tayin edildiği.62 61 Zâviyenin tekkenişin ve türbedarlık cihetlerine Şeyh Mehmet Efendi bin İbrahim’in 22 Ekim 1878 ve 7 Haziran 1879 tarihlerinde atandığına işaret eden arşiv kayıtları da vardır (İstanbul Müftülüğü Evkaf Müfettişliği, Defter nr. 660, 1; Bursa Şer’iyye Sicili, nr. 3956, 12). Ancak diğer arşiv kayıtlarının tamamında bu görevli değişikliğinin 3 Kasım 1879’da olduğu zikredilmektedir. (BOA, EV.MKT.CHT, 655/90; BOA, EV.MKT, 3108/41; BOA, EV.MKT.CHT, 741/5; BOA, EV.MKT.CHT, 183/51; BOA, EV.MKT.CHT, 194/53; BOA, EV.MKT, 3246/106; VGMA, Defter nr. 491, 108). 62 Nezaret-i Evkaf-ı Hümayuna mülhak evkafdan Burusa’da ka’in Abdal Murad Zâviyesi vakfının https://hbvdergisi.hacibayram.edu.tr/index.php/TKHBVD 143 ARTICLE AUTUMN - SEPTEMBER 2023 / ISSUE 107TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY Bununla birlikte arşiv kayıtlarına göre Necib Baba’dan sonra bir süre postnişinlik vazifesini oğlu Kâzım Efendi (v. 1883)’nin devam ettirdiği anlaşılmaktadır. Kâzım Efendi sonrası ise mütevellilik hizmetini Bayramoğlu zevcesi Adile Hanım yürütmüştür. Bu arada Kâzım Efendi’nin eşi Edibe Hanım kendisine üç senelik kira bedelinin ödenmesi gerektiği isteğiyle başvuruda bulunmuştur.63 Bu talebin incelenmesi sırasında tekkenin vakfiyesi gibi resmi evraklarının ortaya çıkarılması gerekmiştir. Edibe Hanım, Abdal Murad Dergâhı vakfiyesi ve sair resmi evrakının Kürkçü Çeşme mevkiinde kendisine teslim ettiği kaynı Makineci Rıza Efendi uhdesinde kaldığını ve geri iade edilmediğini belirterek konunun teftiş ve gözden geçirilmesini talep etmiştir.64 Şekil 17: Bursa’da Abdal Murad Zâviyesi türbedarlığına 1879 yılında Seyyid Necib Efendi’den sonra Şeyh Mehmet Efendi’nin getirilmesi.65 Öte yandan meşihat ve zaviyedarlık uhdesine verilen Mehmet Efendi göreve tayin edildiğine dair beratın tarafına verilmesini talep etmiştir.66 Ancak Mehmet Efendi’nin postnişinliğe getirildikten sonra adına düzenlenen beratın harcı için 1.500 kuruş ödenmesi gerekiyordu. Mehmet Efendi bu paranın tekkenin biriken dört senelik 8.000 kuruşluk hasılatından tahsil edilmesi talebinde bulunmuştur.67 Bunun üzerine yapılan incelemede tekkenin Sultan Orhan Gazi vakfı köylerinden Filidar (Filedar) Köyü’ndeki mezraasından bir miktar aşar geliri bulunduğu, bu gelirin eski zaviyedar Karyağdı Şeyhi Necib Efendi’nin oğlu tarafından taliplerine kiraya verildiği, ancak bedelinin tahsil edilmediği, tekkeye postnişin atanan Mehmet Efendi’nin İstanbul’da bulunması sebebiyle de zaviye gelirlerinin tahsilinin aksadığı, gelirin tahsili için ya bizzat Mehmet Efendi’nin tekkenin başına gelmesi veya kira bedelinin tahsili için bir vekil gönderilmesi istenmiştir.68 Arşiv kayıtları postnişinliği Seyyid Mehmet Efendi’nin yürüttüğü sırada tekke ve türbenin harap hale geldiğini göstermektedir. Keza 1892 yılında postnişin vekili vazife-i mu‘ayyene ile tekyenişin ve türbedarlık cihetleri 18 Za sene 296 (3 Kasım 1879) tarihiyle Şeyh Mehmed Efendi ibn İbrahim Edhem’in el-yevm uhdesinde olduğu kayden anlaşılmışdır fî 11 C sene 301 (8 Nisan 1884).(BOA, EV.MKT.CHT, 183/51). 63 BOA, EV.MKT, 1574/56. 64 BOA, EV.MKT, 1546/22. 65 Burusa’da vâki‘ Abdal Murad Zâviyesi vakfının türbedarlık ve tekyenişinlik cihetleri es-Seyyid Necib Efendi mahlûlünden Şeyh Mehmed Efendi’ye tevcihi evrakı fî 16 C sene 1296 (7 Haziran